Ey talip, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksat da kalbi secdeye davettir.
Bak bakalım, kalbin hiç secde ediyor mu?
"Secde de nedir?"diye soruyorsun.
Bir kere daha söyleyeyim: secde hiç olmaktır, hiçleşmektir. Hiçleşmek ise, bir daha asla kalkamayacağım bir biçimde yüz sürmektir toprağa!
Âzalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün, bir daha kalkmaz, kalkmayı istemez, beceremez de zaten.
Âşık, başka değil, sadece bu nedenle "Ey!" Demeyi tercih eder; nârına "ey vallahi" der, sırf nurundan mahrum olmamak için.
Fiil değildir ki aşk, infialdir. Tercih değil, zarurettir. Kuvve değil, fiil değil, bizatihi istidaddır.
Hal böyleyken, yanmakta olanı, bile isteye yananı, yanmayı itiyat haline getirmiş bulunanı kim ateşle korkutabilir?
Yeter ki ateş sönmeyi istemesin!
Yeter ki yakıcı olan yakmaktan vazgeçmesin.!
Ne de zordur yakındakine uzak muamelesi yapmak! Eyleri, Sizleri araya sıkıştıra sıkıştıra muhatabı ötelere itmek!
Bütün bunların hepsi de uzaklaşır gibi yaparken gerçekte yakınlaşmak için. Bir tek uzaklıktaki yakınlığı muhafaza etmek için.