"24'ncü Alay mecburi olarak daha emin bir hatta geri çekilecekti. Düşmanla sıkı temasta olan alay ancak süngü hücumlarıyla düşmanı püskürttükten sonra, düşmanla arasını açabilmişti. Mustafa Kemal, işgal edilmekte olan ve düşman ateşi altında siperlerden birisi üzerine oturmuştu. Bir aralık kükremiş bir aslanın homurdanmasını andıran bir ses dikkatimizi çekti.
24'ncü Alayın sarışın, uzun boylu, üç gün üç gece devam eden muharebenin asabiyetini yenememiş bir asker mustarip gözlerini Mustafa Kemal'e dikmiş:
- Üç gün üç gece düşmana dikine, dikine süngü salladım, beni buraya niye çektiler? Düşman çekildi. Amma bizi de buraya çektiler, niçin çektiler? diyordu. Komutanım da ben de er kıyafetinde idik. Ben endişeye düştüm. O büyük adam, çelik iradeli gözü ile sessiz kalmamı ve hareket etmememi emretti.
Sorgu sırası Mustafa Kemal' gelmişti. Erle manga arkadaşı gibi konuşuyordu. Köyünü, kasabasını öğreniyor, babası, yavuklusu olup olmadığını söyletiyordu.
Bununla kalmadı. O büyük dahi askere üç gün üç gece cereyan eden muharebenin ayrıntılı hesabını da verdi.
Can kulağıyla dinleyen er, şahsen tanımadığı askerin karşısında yumuşamış, sükunete gelmiş, hazır ol vaziyetini almıştı.
- Beş on gün sonra size Muş'u zaptettireceğim vaadiyle sözlerini bitirmişti.
Er Balıkesirli İsmail, bütün askeri vaziyetini takınarak, bir şey sormasına müsaade istedi.
- Sor, emrini almıştı.
- Zatınız Mustafa Kemal Paşa mısınız?
- Evet, ben Mustafa Kemal'im.
Cevabını alan İsmail:
- Paşam, mademki sen buradasın, başımızdasın, öyleyse mesele yok, diyerek, şiddetlenen düşman ateşine yanımızdaki siperde cevap veren arkadaşlarının arasında atıldı, ateşe başladı."