Her güler yüzlü, saygılı Türk’ün selamı içime huzur veriyordu. Herhangi bir Türk biraz soğuk baksa, selam vermese kötü oluyordum. Bu kadar alıngan olmam hem yaşlılığımdan hem de Rumlar’a karşı alınan kötü tutumlardan dolayıydı. Yani unutulma, reddedilme korkusu...
Sabahleyin güneş doğmadan kalkıp misafirliğe, kahvelere gider, sonra işe dağılırız. Yataktan kalkar kalkmaz işe gidilmez. Hayatı yaşamayı severiz biz Muğlalılar. Müslüman Muğlalılar da aynı şekilde yaşar. Günün başlangıcını, güneşin doğuşunu adeta kutsarız.
Şu 1915 yılının karışık zamanında bile benden iş istiyorlar. Zoruma giden bir şeyler var...
Ben ve arkadaşlarım Muğla’yı güzel yapılarla daha da güzelleştirdik. Başka yerlerde de yine Hıristiyan Rum mimarlar, yapı ustaları güzel eserler inşa ettik. Ne oldu? Neden, birden Hıristiyan ve Rum olmakla suçlandık. Dinimiz ve ırkımız nasıl oldu da birden öteki oldu?
Bu işte Almanların parmağı olduğu kesin.