“ Güneşim doğar mı bilmem? Belki vadesi dolmuştur girdapların ve çığlıkların. Hep var olacak değil ya balçık… Yeşillenecektir ortalık, bayram sabahlarındaki gibi… “
Baba sen Musanın tur dağına gitmesinin ardından, Allah’ı unutup altından bir buzağıya tapmaya başlayan kavim gibi putuna taptın. Bense bu diktiğin putun altında ezildikçe ezildim. Ruhuma kaçırdın baba benim.
Ölümle yüzyüze geldim şimdi. İnkarı, öfkeyi, pişmanlığı geçtim; gökyüzü gibi çöktü üzerime Kerime.
Keşke susman konusunda seni korkutmasaydım… Keşke bunu bütün dünyaya haykıra bilseydik beraber, bu ayıbın senin olmadığını inandıra bilseydim… Kaybettiğimiz zamanı nasıl geri alabiliriz ki Artık? Keşke seni bastırmasaydım… Keşke yaşadıklarını dillendirebilseydik… Kabil’in seni öldürmesine izin verdim. Beni affet Kerime.
Hani sen putlara tapmazdın? Hani sen kırardın tüm putları? Korkun putun oldu baba. Neslin, oğlun putun oldu. Belki onu dışarıda bıraktın ama beni derinlere gömdün. Putun dışarılarda bir yerlerde baba… Beni putuna kurban ettin baba.