Sevgi ve evlilik anlayışında önemli etken dayanılmaz yalnızlık duygusundan kaçıp bir şeye sığınmaktır. Hiç değilse bu "sevgi"de insan yalnızlıktan kaçıp sığınacak bir liman bulur. İki kişi birleşip dünyaya karşı bir ortaklık kurarlar.
Duygusal gelişmeleri sırasında anneye çocukça bir bağlılıkta takılıp kalan erkekler ele alınacaktır. Bu tür erkekler bir kadına kendilerini sevdirmek istediklerinde çok şefkatlidirler; bu tutum kadının sevgisi kazanıldıktan sonra da sürer. Ne var ki o kadına karşı olan bağlılıkları yapmacık ve sorumsuzdur. Amaçları sevilmektir, sevmek değil.
Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır” , bir şeye “kapılmak” değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.