Mustafa Özbek

Mustafa Özbek
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Beşincinin Biteyazıp Altıncının Ikınması - Afrika
İnsanın görünür olma arzusunun yanında görünmezlere karışma meyili de vardır. Bu içsel kaşıntı, "Hüdâ"dan gelmedir. “Ben gizli bir hazine idim; bilinmeyi istedim ve mahlûkatı yarattım.” Öyleyse bilinir olmanın kötü bir yanı yok! Diye düşünelim ama yine de soralım: - Meftayı nasıl bilirdiniz? -Bölüm 1- Buraya geldiysem ve yeniden mıhlıyorsam kelimeleri, yoğun bir görünmezlik meylindeyimdir. Bu söylemin samimiyetsiz olduğunu pekâla iddia edebilirsiniz. Çünkü: A yavrucağzım! Madem kırklara karışma muradın var, ne diye umumdasın? Diye de sorabilirsiniz. Haklı bir sual... Yine de kayıplara karışmak isteyen bir insanın bi' ihtimal, sessiz iniltisi, aslında onun gerçeğini gizliden aşikâr eder. Karanlık bi' köşede "Rab"be yakaran mahlukatın, o mahrem anlatısı, saklanmanın mı işaretidir yoksa görünür olmanın mı? Her ikisini de kapsıyor bana göre. Görünmek, bilinmek ve anlaşılmak kaygusuyla görünmediğimiz, bilinmediğimiz ve anlaşılmadığımız bir ortamdan bi' başka güvenli alana iltica ediyoruz. Görünebileceğimiz, bilinebileceğimiz ve anlaşılabileceğimiz başka bir selametli memlekete doğru yola çıkıyoruz... Şişenin kapağını sıkıca kapatıyoruz ve içine iliştirdiğimiz haritanın okyanus tarafından güvenli bir rıhtıma ulaşasını murad ediyoruz... -Bölüm 2- Sanırım işleri, biraz da naçizane benliğim ve zihnim zorlaştırıyor. "Adam aldırma da geç git!" demekliğim de gelse aldırıyorum. Ne diye talebeyi düşünüp de kendimi cahilâne harlıyorum? Üstüne, talep edenin kendini kurtarmaktan başka bir nihayeti de yok! İyilik olsun ve gönül - her şeye rağmen - burulmasın gayretiyle bir öğrencinin telefonunu almayıp sınav kağıdını almak mecburiyetinde kaldım. Vazifemin gerektirdiği esasları uygulamaya çalışırken tarafıma tevdi edilmeyen maddeleri, en insancıl şekilde halletme iç güdüsüyle
11'2.2026 - Somaliland ve Taif
Göz kapaklarımın ve alnımın uzun süredir nöbete duran asker gibi dimdik kasıldığını ve gerildiğini hissediyorum. Şimdi, en azından şu an, "barış zamanındayız! Bu saatte de kimseler gelmez!" diyen yeni yetme bi' çavuşun aldığı o abuk karardan alıyorum ve kendimi bırakıyorum... Pek eskiden edindiğim bi' bilginin neticesinde; beşerden kemiklerini çıkarsak tulum peyniri gibi yere yapışıverir, öğretisinin peşindeyim. Kemiklerim yerinde olsa gerektir lakin bâtini alemde bugün, mutlaka! Sürüngengillerden birini oynuyorum... Esasında şunu da istiyorum; ritmin ahengi ve yılların birikimiyle gözlerini kapatıp başını sağa sola savuran bilge bi' piyanist gibi içimdekileri, bu minvalde buraya işlemek istiyorum lakin içtima-i iç sesim buna mâni oluyor. Neymiş efendim; kelimeleri oturaklıca yerine oturtamazsam, nen bileyim, cümlenin raksını bozarsam ve hataya bulaşırsam yazdığım metnin bir anlamı ve güzelliği kalmazmış... İşte şimdi, en azından şu an, bunları da es geçiyorum. Çünkü batini alemde bugün, sürüngensem de piyano başındaki bilge bi' piyanisti de canlandırıyorum... Bilirsiniz, insanoğlunun başından iyi/kötü bir çok vakıa geçer. Gün gelen de aklara karışınca insan; bütün bu misalleri menkıbeymişcesine eşine, dostuna anlatıverir. Yaşanılan zorluk ne derece kallavi ise işte o derece anlatı uzar. Hele ki bizler, "beş"e "on" demeyi sevenler, "koca memlekette kahvemi koyacak bir düz yer dahi bulamadım" mübalağasıyla dizeriz kelimelerimizi... Belki de ne anlatacaksam "Çelebi"den kalma memleketdaşlığımın da etkisiyle anlatacağım... Eşref-i mahlukatın en eşreflisi gibi "Taif"te taşlanmadım. Ama sevgili okur, modern çağın çıt-kırıldım insanlarından biri olarak kimi yaşantılarımda, bu "hüzün yılı" geliyor aklıma. “Allahım, güçsüz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü
16'07.25 - Nerde ve ne zaman?
Artık koynundaki sinek; heyecanlandırmıyor, kıpraştırmıyor onu. Dalgaların kıyısında uzanıyor ve hayat, ne eksiliyor ne de bir başka soluk. Gönlü, göğe doğru uzanıyor. Gözlerinden münaacat akmıyor. Bakan bir daha bakmıyor, rıhtımdaki cesede. Vuruyor ve belki de çürüyor. Saçlarından düşüyor; akıyor aklanmış alnına lakin hayret! Bir tebessüm konuyor ala kuşun yüzüne. Yüreğinin üstünde hopluyor. Nasıl ki yürekten umdu ise yüreği yüreğine değiyor ve can, kanatlanıp uçuyor. Asumandan son kez bakıyor kendine. Kalmadı artık ve belki de kurtuldu; çıktı bi' armağanlık kozadan. Çırpıştırıyor, güpürdüyor ala kanat. Kopamıyor! Kopsun artık kopacaksa Kopsun artık kopacaksa!! Kopsun... Derken
04.02' 25 - Köle
Kast sisteminin zeminine oturmuş; elinde de bi' cigara ve bakarak uzaklara düşünüyor: Hayır! Yıkılmayacağım ve firavunun kalbine belki bir ok ya da bahtımı saplayacağım. Çünkü ufacıktan bir köşesi aklaşıp da yüreğimin kara yazgımın rengine bulanıyor. Ki bitinceyedeğin mûsikî ki bitinceyedeğin..