Görüyoruz ki, biraz daha beklersek, Garp, dönüp dolaşıp,
"- Her şey İslamiyette..."
Dİye bize haber gönderecek, biz de ondan sonra, Müslümanlığı -ne hazin!- anlayabileceğiz!
Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima
[ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْف۪يقِ ]
demeliyiz. Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.
Evet, insan nihâyetsiz şeylere muhtaç olduğu halde, sermayesi hiç hükmünde; hem nihâyetsiz musibetlere ma‘rûz olduğu halde, iktidarı hiç hükmünde bir şey; âdetâ sermaye ve iktidarının dâiresi, eli nereye yetişirse o kadardır.
...Çünkü âbid namazında der: 'Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.' Yani, 'Hâlık ve Rezzak Ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat Onun elindedir. O hem Hakîmdir, abes iş yapmaz; hem Rahîmdir, ihsanı, merhameti çoktur.' diye itikad ettiğinden, her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur, dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine musahhar görür. Rabbisine iltica eder, tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmânı ona bir emniyet-i tamme verir.
Evet, her hakikî hasenât gibi, cesaretin dahi menbaı imandır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi cebânetin dahi menbaı dalâlettir.