Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bugün PAZARTESİ. Ama artık büyük harflerle yazılacak bir pazartesi değil. Üstelik gelecekteki günleri özleten bir umut taşıyıcısı da değil kanısındayım. Postacı = bir dergi, bir davetiye... Bundan böyle beklememem gerekiyorsa, bilerek beklememek istiyorum. Seninki bir acıyı haber vermek değil, acı çektirmek oluyor.
Bana çabuk yaz. Her şey saçma ve ölü. Çabuk yaz. Çıkaramıyorum boğazımdaki izi. Belki de tanıman kötü oldu; senin pırıl pırıl dünyana, kapkara bir böcek gibi yapıştım. Ve anlaşılacak hiçbir yanım yok. Bir değerim de yok. Çelişmeler... Yalnız onlar var, aç kurt sürüleri gibi, delik deşik ediyorlar gövdemi.
Üzülerek söylüyorum Alev, neyi ne yapsam korkunç bir acı duyuyorum. Sıkılıyorum, sıkılıyorum, sıkılıyorum. Kötü bir şekilde anladım dünyayı. Belki her şey iyiydi. Ama ben öyle anladım. Kıstırılmışım, kurtulamıyorum.
Çünkü yazacak bir şeyim yok. Belki de... gövdem kasılmış, yüzüm yemyeşil bir sıvının üzerinde, gözlerim kocaman kocaman; dünya içimden değil, dışımdan akıyor; bütün kelimeler ölü, ve işte tek bir anlamım var sanki: Dünyanın en yüce, en soylu yapıtı... Bana "en" demek istiyordun. İşte... en güzel ölü. Birazdan kara üzüm salkımı gibi bir akşam sarkacak yakandan. Yakandan, ta yakandan, kendimi anladığım yerden.