VXan

VXan
@VXan
lîsans
25 Ocak 2002
190 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
İnsanlaşma sürecinden önceki dönemlerde erkeğin de, kadının da ikili bir karakteri vardır. Yani kimi zaman avcılık, kimi zaman toplayıcılık yapma durumu söz konusudur. Kadın da zaman zaman avcılık yapmaktadır. Ama biyolojik farklılıklar, doğurganlık özelliği ve diğer etmenler kadını ihtiyaçlarını toplayıcılıkla gidermeye ve o yönlü emek sarf etmeye itmiştir. Bu noktada bir ayrışma var. Avcılıkla uğraşmasının erkeğin karakterinde yarattığı bazı etkiler var. Bunlardan birincisi, tüketim mantığıdır. Erkek, kadın gibi doğada varolan imkanları işleyerek ihtiyaçlarını gidermekten ziyade, varolanı tüketerek ihtiyaçlarını gidermeyi esas almıştır. Bu durum, kaba emek olgusunu beraberinde getiriyor. Emek olgusu yaratıcılıkla çok fazla özdeş değildir. Bu noktada gelişen bir kopukluk vardır. Avcılıkla uğraşması, kadından farklı olarak günübirlik bir yaşama tarzını beraberinde getiriyor. Yani bir emek var, ama kabadır; alıyor, harcıyor, karnı doyuyor, ondan sonra da farklı şeylerle uğraşmıyor. Böyle bir yaşam tarzı, istikrarsızlığı beraberinde getiriyor. Bu istikrarsızlık da yaşam karşısında güçlü bir duruşun ve iradenin gelişmesini önlediği gibi, bir iradesizliği de açığa çıkarıyor. Bu iradesizlik, hem güvensizliği, hem de korkuyu ciddi bir biçimde yaratıyor. Bu korku, yaşam ihtiyaçlarını giderme zorunluluğu karşısında duyulan bir korkudur. Bu durum, erkekler arasında güçlü bir rekabet yaratıyor. Yani, rekabet özde erkekler arasında gelişiyor. Bu da giderek kurnazlık ve diğer yaklaşımlarla kısa ve rahat yoldan kendisini güç yapma arayışına götürüyor.
Reklam
Birçok değer yaratırsın, ama bir de değerlerle bütünleşme sorunu vardır. Aslında bu değerleri sen yarattın, sen emek verdin, fakat bu değerlerden bir uzaklık söz konusudur.
Tanrı'yla aynı fikirde değilim intihar edenlerin cehenneme gideceği konusunda. kainatın yaratılışına katılmaktan bıktığımda ruhum, intihar edeceğim ben de denenmemiş bir yolla. nerdeyse bütün akıllı kalpler intihar edip siktir çekmiş yeryüzüne. ben ateist değilim, Babasıymış gibi tanrı'ya küsen bir çocuğum. eğer tanrı intihar edenleri ve nietzsche'yi cehenneme gönderirse cehennemde yanmayı tercih ederim ben de, tanrı dürüstlüğü sever. tanrı'nın hayal gücünü beğenmiyorum. ben tanrı olsam peygamberler göndermez direkt konuşurdum insanlarla. ben tanrı olsam hitler'i iyi kalpli bir yahudi olmakla cezalandırırdım yahut yetenekli bir yazar yapardım onu. İçindeki kötülüğü insanlara değil tuvallere boşaltırdı. ben tanrı olsam; devletler yok olur gül kokulu bireyler var olurdu sadece, atlar çılgın zamanlar koşardı. ben tanrı olsam düşünce gücüyle herkesin İstediği karakter olmasını sağlardım, dünya bir şiirin yaratılım sürecine dönüşürdü böylece. ben tanrı olsam İintihar ederdim insanlarla birlikte Acı çekmeyi öğrenemediğim için.
Tanrı
Zen guruları satori yani aydınlanmaya ulaştığında dünya sahnesindeki bu dramatik oyuna kocaman gülermiş. Doğu’nun aksine batı felsefesinde gülmenin, neşenin yadırganması Batılıların Hintli gurulardan daha bilge olmaları, gerçeklikten daha gerçeğe ulaşmaları ile ilgili değil; henüz doğduğun anda günahkar olduğunu düşünerek dünyadaki tüm varlığını suçluluk içerisinde geçirmeni bekleyen dinlerin tortusu. Velhasıl dini aşmak yetmiyor, tüm değer yargılarına işlemiş tortularını da kazımak gerekiyor. Neyse ki batı-doğu hattında “holistik” (bütüncül) bir bakış açısı geliştirebilecek kaynaklara erişimimiz, özgürlüğümüz var. Gülmeyi küçümseyen tüm çileci öğretilerden tiksiniyorum. Köle ahlakını erdem diye satan her öğretiyi de reddetiyorum. Hayat hiçbir şeydir ve aynı zamanda ironik bir biçimde her şeydir, bol bol gülün. :) Olabildiğince. // Dilozof
"Çürüme ve yozlaşma beni daha çok çekiyor." "Peki ya sanat?" "Sanat bir illettir." "Aşk?" "Bir yanılsama." "Din?" "İnancın yerine geçen moda akımı." "Sen bir septiksin." "Asla! Septisizm inancın başlangıcıdır." "Nesin peki?" "Tanımlamak sınırlamaktır." -Dorian Gray'in Portesi