İnsanlaşma sürecinden önceki dönemlerde erkeğin de, kadının da ikili bir
karakteri vardır. Yani kimi zaman avcılık, kimi zaman toplayıcılık yapma
durumu söz konusudur. Kadın da zaman zaman avcılık yapmaktadır. Ama
biyolojik farklılıklar, doğurganlık özelliği ve diğer etmenler kadını ihtiyaçlarını toplayıcılıkla gidermeye ve o yönlü emek sarf etmeye itmiştir. Bu noktada bir ayrışma var. Avcılıkla uğraşmasının erkeğin karakterinde yarattığı bazı etkiler var. Bunlardan birincisi, tüketim mantığıdır. Erkek, kadın
gibi doğada varolan imkanları işleyerek ihtiyaçlarını gidermekten ziyade,
varolanı tüketerek ihtiyaçlarını gidermeyi esas almıştır. Bu durum, kaba
emek olgusunu beraberinde getiriyor. Emek olgusu yaratıcılıkla çok fazla
özdeş değildir. Bu noktada gelişen bir kopukluk vardır. Avcılıkla uğraşması,
kadından farklı olarak günübirlik bir yaşama tarzını beraberinde getiriyor.
Yani bir emek var, ama kabadır; alıyor, harcıyor, karnı doyuyor, ondan
sonra da farklı şeylerle uğraşmıyor. Böyle bir yaşam tarzı, istikrarsızlığı
beraberinde getiriyor. Bu istikrarsızlık da yaşam karşısında güçlü bir duruşun ve iradenin gelişmesini önlediği gibi, bir iradesizliği de açığa çıkarıyor.
Bu iradesizlik, hem güvensizliği, hem de korkuyu ciddi bir biçimde yaratıyor. Bu korku, yaşam ihtiyaçlarını giderme zorunluluğu karşısında duyulan bir korkudur. Bu durum, erkekler arasında güçlü bir rekabet yaratıyor. Yani, rekabet özde erkekler arasında gelişiyor. Bu da giderek kurnazlık ve diğer
yaklaşımlarla kısa ve rahat yoldan kendisini güç yapma arayışına götürüyor.