VXan

VXan
@VXan
lîsans
25 Ocak 2002
190 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
@VXan·
·
sabitlendi
Ve kadın Tanrı'ya taptığını sanıyordu! Oysa erkeğin kurduğu egemenlik sistemine taptığını bilmiyordu...
Kadın
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
İnsanlaşma sürecinden önceki dönemlerde erkeğin de, kadının da ikili bir karakteri vardır. Yani kimi zaman avcılık, kimi zaman toplayıcılık yapma durumu söz konusudur. Kadın da zaman zaman avcılık yapmaktadır. Ama biyolojik farklılıklar, doğurganlık özelliği ve diğer etmenler kadını ihtiyaçlarını toplayıcılıkla gidermeye ve o yönlü emek sarf etmeye itmiştir. Bu noktada bir ayrışma var. Avcılıkla uğraşmasının erkeğin karakterinde yarattığı bazı etkiler var. Bunlardan birincisi, tüketim mantığıdır. Erkek, kadın gibi doğada varolan imkanları işleyerek ihtiyaçlarını gidermekten ziyade, varolanı tüketerek ihtiyaçlarını gidermeyi esas almıştır. Bu durum, kaba emek olgusunu beraberinde getiriyor. Emek olgusu yaratıcılıkla çok fazla özdeş değildir. Bu noktada gelişen bir kopukluk vardır. Avcılıkla uğraşması, kadından farklı olarak günübirlik bir yaşama tarzını beraberinde getiriyor. Yani bir emek var, ama kabadır; alıyor, harcıyor, karnı doyuyor, ondan sonra da farklı şeylerle uğraşmıyor. Böyle bir yaşam tarzı, istikrarsızlığı beraberinde getiriyor. Bu istikrarsızlık da yaşam karşısında güçlü bir duruşun ve iradenin gelişmesini önlediği gibi, bir iradesizliği de açığa çıkarıyor. Bu iradesizlik, hem güvensizliği, hem de korkuyu ciddi bir biçimde yaratıyor. Bu korku, yaşam ihtiyaçlarını giderme zorunluluğu karşısında duyulan bir korkudur. Bu durum, erkekler arasında güçlü bir rekabet yaratıyor. Yani, rekabet özde erkekler arasında gelişiyor. Bu da giderek kurnazlık ve diğer yaklaşımlarla kısa ve rahat yoldan kendisini güç yapma arayışına götürüyor.
Birçok değer yaratırsın, ama bir de değerlerle bütünleşme sorunu vardır. Aslında bu değerleri sen yarattın, sen emek verdin, fakat bu değerlerden bir uzaklık söz konusudur.
I. Dünya Savaşının sona ermesinden bu yana, Kürtler kendi anavatanlarını, tam da Kürdistan'ı bölen uluslararası sınırlara göre bölme eğilimine girmişlerdir. Kürtlerin aynı zamanda bu uluslararası sınırlara öfke duyması ve onları ortadan kaldırmak için mücadele etmeleri bir ironidir. Kürtlerin yaptığı tek değişiklik, bölünme sonucu İran'da kalan parçayı "Doğu Kürdistan", Türkiye parçasını "Kuzey Kürdistan" ve Irak parçasını da "Güney Kürdistan" gibi tartışmalı yön sıfatlarıyla adlandırmaktan ibarettir. Kürdistan'ın bu yöntemle alt bölgelere ayrılması, doğru ancak aşağılayıcı sıfatlar olan Türkiye, İran veya Irak Kürdistan'ı terimlerini kullanmak istemeyen bir Kürt yurtseverinin duygularını tatmin etmesi hariç tutulursa, aslında mevcut Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırlarını de facto olarak kabul etmek ve onları korumaktan başka bir anlama gelmez. Bu tür bir alt bölümlendirme ve adlandırma hiç bir kültürel, dil- bilimsel, dinsel, ekonomik ve tarihsel alt-bölünmeye tekabül etmediği gibi, coğrafi gerçekliği bile ifade etmekten uzaktır.
Coğrafi bakımdan Kürdistan, Greenwich-İngiltere saatinden üç saat ileri olan, tek bir zaman kuşağına mükemmel biçimde uyar. Standart 3 saatlik zaman kuşağı Greenwich'in doğusundaki 35. ve 50. dereceler arasındaki alan olarak tanımlanır. Batı ve doğu sınırları sırası ile 36. ve 49. dereceler arasında kalan Kürdistan'ın doğal olarak bir zaman kuşağına sığması gerekir.