Vedat Kazanç

Vedat Kazanç
* İnsanlar kötüydü; kitaplara sığındım.Cemil Meriç *
Sosyal Bilgiler Öğretmeni
Erciyes Üniversitesi
Ceylanpınar
17 Mart 1989
126 okur puanı
Aralık 2023 tarihinde katıldı
“Îd-i ekberdir bana dîdâr-ı yâr ey dil bugün”
Reklam
Dünden bugüne her şey aynı, Hala seni düşünüyorum. Kalemimin ucu bitiyor bir tanem, Ama içimdeki sen asla….

Vedat Kazanç

, bir kitap okudu
8/10
·392 syf.·
7 günde okudu
·
2026 2. kitabı
Con Sinov
9.7/10 · 82 okunma
“….. Sen benim çıkmaz sokağımsın.”
Çöküşün Eşiğinde Bir İktidar Aklı: Sultan Abdülhamid
8/10
·208 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 16:47
Sultan Abdülhamid, ilk bakışta biyografik bir tarih çalışması gibi görünse de aslında modern Türkiye’de “devlet”, “otorite”, “medeniyet krizi” ve “siyasal meşruiyet” meseleleri etrafında kurulmuş ideolojik bir tartışma metnidir. Kitabı yalnızca II. Abdülhamid’i anlatan bir eser olarak okumak eksik olur; çünkü metnin derin yapısında Osmanlı’nın son döneminden bugüne uzanan muhafazakâr devlet tahayyülünün izleri bulunur. Hüseyin Çelik’in temel meselesi yalnızca bir padişahı savunmak değil, aynı zamanda Türkiye’de uzun yıllar boyunca oluşmuş resmî tarih anlatısına karşı alternatif bir hafıza üretmektir. Eserin entelektüel gücü, Abdülhamid’i tarihsel bağlam içine yerleştirme çabasından gelir. Yazar, onu yalnızca “istibdatçı bir hükümdar” olarak değil; dağılmakta olan bir imparatorluğun ortasında sürekli kriz yöneten bir siyasal aktör olarak konumlandırır. Bu yaklaşım önemlidir; çünkü klasik Cumhuriyet tarih yazımı Abdülhamid’i çoğu zaman modernleşmenin önündeki engel gibi sunmuş, buna karşılık son dönem popüler muhafazakâr tarihçiliği ise onu neredeyse kusursuz bir “medeniyet savunucusu”na dönüştürmüştür. Hüseyin Çelik bu iki uç arasında görünmek ister; fakat metnin genel tonu dikkatle incelendiğinde yazarın Abdülhamid’e karşı belirgin bir tarihsel sempati taşıdığı görülür. Bu sempati bazen analizlerin önüne geçer. Kitapta Abdülhamid’in en dikkat çekici yönü, bir “iktidar psikolojisi” içinde okunur. Yıldız Sarayı yalnızca fiziksel bir mekân değil; korkunun, kuşatılmışlığın ve çözülme endişesinin sembolüdür. Abdülhamid’in hafiye teşkilatına, sansüre ve merkezî denetime yönelmesi kişisel paranoyadan çok, imparatorluğun dağılma korkusuyla açıklanır. Bu yorum belirli ölçüde ikna edicidir; çünkü 19. yüzyıl sonu Osmanlı’sı gerçekten de emperyalist müdahalelerin, milliyetçi
Sultan AbdülhamidHüseyin Çelik · Alfa Yayıncılık · 202534 okunma
Reklam