İnsanın benlik sahibi olduğu ön kabulüyle iradenin izi sürüldü. Benlik vardıysa irade de zorunlu biçimde var olmalıydı ve nihayetinde benliğin ve iradenin devamlılığı için etik yaratılmalıydı. Sürecin sonunda adına insan denilen canlının, diğer tüm canlıların aksine benlik ve irade sahibi olduğuna dair varsayım inanca dönüştü.
Bu girizgâhtan sonra soruya dönebiliriz: Davranışlarımızın kalıcı etkisi olmasaydı ve yarın her şey unutulsaydı etik var olmaya devam eder miydi?
Şüphesiz var olmaya devam edecekti. Peki, yarının unutulacağını biliyor olsaydık? Evet, yine var olmaya devam edecekti. Bireyin bütünlüğü ve sosyalitenin devamlılığı, etiğin her şart içinde var olmaya devam etmesini gerektirir.
Pratik düzlemde şöyle düşünülebilir: A kişisi, B kişisine dönük kötü bir davranışın saniyeler sonra unutulacağını bilse dahi bu davranışı etik düzlemde değerlendirmek isteyecektir. O an hissedilmiş olması yeterli bir sebeptir. Hem kötünün ve iyinin etki yoğunluğunun tepe noktası o ilk an değil midir?