Yürümek insana kâr değil fayda sağlar. Hem de fazlasıyla. Kârla fayda arasındaki fark, kâr getiren eylemleri benim yerime bir başkasının da yapabilecek olmasıdır ve gerçekte de kâr getiren eylemler, zaten başkaları tarafından da yapılabilir olagelmiştir. Rekabet ilkesinin yarattığı sabit bir gerçektir bu.
Öte yandan benim için faydalı olan şey, tavırlara, davranışlara, yaşamımın başkasına kati suretle devredemeyeceğim anlarına bağlıdır.
Ormanda çıkılan bir yürüyüşten ne kâr elde edilebilir? Hiç.
Satılabilecek hiçbir şey üretilmemiş, topluma hiçbir fayda sunulmamıştır. Bu açıdan bakıldığında yürüyüş, işe yaramaz ve beyhude bir eylemdir. Geleneksel ekonomi dilinde bu, heba edilmiş, servetin üretilmediği kayıp zamandır. Halbuki yaşamım için bana sağladığı fayda, sırf içsel nedenlerle de değil, nereden bakılırsa bakılsın muazzamdır.
Bir şeyin maliyeti, aslında ister derhal ister uzun vadede olsun, hayatta neye mal olduğuyla ölçülür. Aynı zamanda kârı faydadan ayırmaya yarayan bir yoldur bu.