Ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz, bir şey onu ortaya çıkardığı anda umut beliriyor ve isteseniz de, istemeseniz de, kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.
Bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz. Kendi içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi, diye düşündü Nora.
"İnsan", diye yazmıştı Thoreau Walden'da, "hayallerine doğru güvenle yürüdüğü ve hayalindeki hayatı yaşamak için çaba gösterdiği takdirde gündelik hayatın akışı içinde aklına dahi gelmeyecek bir başarıya ulaşacaktır."
+Başarı. Sana ne ifade ediyor? Para mı?
- Hayır. Yani, olabilir. Ama tanımlayıcı özelliği bu olamaz.
+ Peki, öyleyse, nedir başarı?
Nora başarının ne demek olduğunu bilemedi. Kendini öyle uzun zamandır başarısızlık timsali gibi hissetmişti ki.
+Bir şeyler yapacak halimin olduğu hayatı denemek istiyorum. Hangisi o?
-Bunu senin bana söylemen gerekmiyor mu? Ben yalnızca kütüphaneciyim maalesef.
+Kütüphaneciler bilgili olur. İnsanı doğru kitaplara yönlendirirler. Doğru diyarlara. En iyi yerleri onlar bulur. Ruh kazanmış arama motorları gibi.
- Kesinlikle. Ama senin de neleri sevdiğini bilmen gerekir. O mecazi arama çubuğuna ne yazacağını bilmen gerekir. Bazen bunu netleştirmek için önceden birkaç şeyi de denemen gerekir.
+Buna gücüm yok. Yapmak istediğimden bile emin değilim.
- Öğrenmenin tek yolu yaşamaktır.