Her insanın hayatında gizli olarak beş güç seviyesi olduğunu ileri sürüyorum.
İlki var olma gücüdür. Bu güç, yeni doğmuş bir bebekte görülebilir.
Güç, doğum ile verilmiştir, kültür tarafından değil, bebeğin yaşadığı gerçeği ile verilmiştir. Bebeğe hareketlerinin çevresindekilerden bir karşılık görmesi tecrübesi sağlanmazsa bebek yatağının bir köşesine çekilir, konuşmaz ya da başka bir gelişim göstermez, kelimenin tam anlamıyla fizyolojik ve psikolojik olarak kurur. Güçsüzlüğün son noktası ölümdür.
İkinci aşama kişinin kendini onaylamasıdır.
Her varlık yalnızca var olmaya ihtiyaç duymaz, kendi varlığın onaylamaya da ihtiyaç duyar.
Kendini onaylama dirençle karşılaştığı zaman, daha çok çaba gösteririz, tavrımızı güçlü kılarız, ne olduğumuzu ve neye inandığımızı açıkça ortaya koyarız, muhalefet edene bunu ifade ederiz. Bu da üçüncü aşamadır, kendini ortaya koyma. Hepimizde saldırmak üzere tepki gösterme gücü gizlidir. “İşte buradayım; beni fark etmeyi talep ediyorum ünlem “diye vardığımızda başkalarının bizi görmesi kaçınılmaz olur.
Saldırganlık dördüncü aşamadır. Kendini ortaya koyma uzun süre bastırılırsa uzun yıllar Yahudiler ve her azınlık için olduğu gibi tepkinin daha kuvvetli bir biçimin ortaya çıkması eğilimi görülür. Belirli bir noktada çizgi çizip “ben büyüm; bu da benim; diye ısrar etmek olan kendini ortaya koyman tersine, saldırganlık, güç ya da prestij konularına, başkasının mıntıkasına doğru hareket etmek ve kendi benliği için bunun bir kısmına sahip olmaktır.
Sonunda saldırganlığa yönelik bütün çabalar etkisiz kalınca, şiddet olarak bilinen nihai patlama gerçekleşir. Şiddet çoğunlukla fizikseldir, zira muhakeme ya da ikna içerebilecek diğer aşamalar fiilen bastırılmıştır. Tipik vakalarda çevrenin bireye aktardığı uyaran, doğrudan şiddet dürtüsüne