Türlü sefaletlerle ihtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslam dünyası, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor ve her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyorlar. Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kabe'nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor. Bunun sebebi ne siyasi ne iktisadi, ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslam'ın temeli ve Kur'an'ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır. Bugünkü Müslümanlar, birtakım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan, ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur'an harikası olan ilahi ahlak, İslam dünyasında çoktan gömülmüştür.
Hocamız Nurettin Topçu Hoca 1975 yılı 10 Temmuz gecesi vefat etmişti. 11 Temmuz Cuma günü Fatih Camii'nde kıldığımız cenaze namazından sonra Hoca'mızı Kozlu Kabristanına defnettik, çok sevdiği Abdülaziz Efendi'nin yanına gönderdik.
Abdülaziz Bekkine ile Nurettin Topçu arasındaki ilişki tasavvufi bir bağlanmanın öyküsüdür. Bu bağlanmada felsefenin imkanları tasavvufun emrine verilmiş ve felsefe tasavvuf erbabının genel kabulünün aksine, ayak kaydırıcı, yoldan çıkarıcı olmaktan uzaklaşarak kurtuluşa hizmet eden bir vasıta haline dönmüştür.