Aşiyan

Aşiyan
İstanbul
İzmir
447 okur puanı
Ekim 2025 tarihinde katıldı
Akşam olmuştu. Salonun köşesindeki saat, her zamanki gibi ağır ağır ilerliyordu. Televizyon açıktı ama ikisi de izlemiyordu. Aynı koltuk takımında, aynı evin içinde, birbirlerine birkaç metre
Reklam
Biliyor musun? İnsan en çok sevdiğine kızamıyor. Ne kadar canını yakarsa yaksın, ne kadar yarım bırakırsa bıraksın... Kalbin bir köşesi hâlâ onun üşümemesini istiyor. Hâlâ geceleri mutlu uyusun diye dua ediyor. İşte benim en büyük yenilgim buydu. Seni kırgınlıklarımdan daha çok sevdim. O yüzden ne zaman seni unutmaya kalksam, hatıraların gelip karşıma oturdu. Kahve fincanının buharında seni gördüm, yağmurlu camlarda seni gördüm, gecenin en sessiz saatlerinde kalbimin attığı her yerde seni gördüm. Ve şimdi... Aramızda dağlar kadar mesafe, söylenmemiş binlerce cümle ve geri dönmeyecek kadar uzaklaşmış zamanlar var. Ama yine de bazı geceler gözlerimi kapatınca seni son kez sarıldığım yerde buluyorum. Başımı omzuna yaslamışım. Dünya susmuş. Kalbim ilk ve son defa ait olduğu yerde atıyormuş gibi...
Tam her şeyin asılı kaldığı, o hikayenin asla tamamlanmayacağını anladığın o kırılma anında, göğsünün tam ortasına bir ses dokunuyor. Kadim bir sayfadan sızıp gelen, zamanı ve mekânı delen bir soru: ​"ALLAH C.C kuluna kâfi değil mi?" ​Bu soru, kırık dökük kalplerin, yarı yolda bırakılanların, sessizce ağlayanların sığınağıdır. İnsanların vefası bir yere kadardır, sevgileri eksiklidir, ömürleri ise bir nefeslik. Seni en iyi tanıyanın, içindeki o kimselere anlatamadığın sızıyı en iyi bilenin fısıltısıdır bu. "Herkes gitti, her şey yarım kaldı ama Ben varım," demektir. ​Dünya seni terk edebilir, bağlar kopabilir, sevdiklerin arkasını dönebilir. Ama bu ayet, ruhun en derin köşesine çekilen o zarif çit gibidir; seni korur, seni sarar. Eksik kalan ne varsa O’nun rahmetiyle tamamlanır. İnsan kemik rengi bir yalnızlığa büründüğünde, bu soru kalbe batan kıymıkları tek tek temizler. ​Evet, kâfidir. Başka hiçbir sahte teselliye, hiçbir geçici omuza ihtiyaç bırakmayacak kadar kâfidir. Gözünü kapat ve kalbine fısılda: O, seninle. Her şeye rağmen.
Onlar, Kürt kadınını sadece uzaktan uzağa bir hüzün figürü, dilleri dönmeyen bir sessizlik ya da sadece bir "masal" sanıyorlar. Küçümseyen gözlerle bakıyorlar o nasırlı ellere, o derin
Şimdi kendime soruyorum, gecenin bu dilsiz vaktinde: Her gidenin yaptığı gibi, sen de sana ait bir yaramı bırakacaksın yüreğimde? Oysa ben, bu hırpalanmış, bu kirli dünyada aşkı mutlu kılmanın yollarını arıyordum. Çocukça bir safiyetle, iki insanın birbirinin yarasına merhem olabileceğine, ruhların birbirini kusursuzca anlayabileceğine inanmıştım. Tenin değil, ruhun dilini konuşalım istemiştim. ​Ama sen... Sen uzak kaldıkça bana, aramıza o aşılmaz sessizlik duvarlarını ördükçe, ben yavaş yavaş yok oluyorum. İçimdeki o heyecanlı çocuk ölüyor, görmüyor musun? Bir insanın gözünün önünde bir diğerinin parça parça bitişini izlemesi ve hiçbir şey yapmaması hangi kitabın hangi sayfasına sığar? ​Sonra sokaktan bir ses yükseliyor, bir dost fısıltısı ya da kaderin ta kendisi: "Giden gelir mi sandın? Aldandın, boşa yandın..." ​Doğru, belki de en büyük hatayı en başta yaptık. Gidenlerin pişmanlıkla geri döneceğini, bir gün kapının eşiğinde durup af dileyeceğini umut etmek, insanın kendi kalbine sıktığı en dilsiz kurşundur. Sanma arkadaş, sanma... Giden, arkasında bıraktığı o enkazın ne kadar derin olduğunu bilerek gider. Bilmek canını acıtmadığı için de bir daha asla arkasına bakmaz. ​Şimdi yüreğimize oturan o taşla, sırtımızı dünyaya dönme vaktidir. Varsın dünya kendi gürültüsünde boğulsun. Biz, ruhu zedelenmişler, o biten ve yarım kalan aşkın asil yasını tutmayı da biliriz.
Reklam