Bazı kitaplar tadılmalı bazıları yutulmalı bazıları da ağır ağır çiğnenmeli ve sindirilmelidir.
"Okunacak bir sürü iyi kitap var, oturun da okuyun biraz. Oturun şuraya da ruhunuzu kurtarın!"Emily Bronte
İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil.
Travmatik olan hayattı. Hepsi. Bütün hayat. Her şey. Özellikle de, travmatik gibi durmayan ne varsa. Doğmak gibi. Dolayısıyla, doğum sonrası depresyon, yeni annelerin yakalandığı psikolojik bir hastalığın değil, hayatın tanımıydı. Hayatta kalma isteğinin. Hayata rağmen.
Köyün bütün kızları gibi, Fehime de bir çift gözden ibaretti. Doğunca açılan, ölünce kapanan bir çift göz. Ne ağzı bir işe yarayacaktı, ne de ses telleri.
Hallie Rubenhold'a Goodreads Yılın En iyi Tarih/Biyografi Kitabı Ödülü'nü hakkıyla kazandıran bir eser. Genelde ödüllü kitaplara karşı bir önyargım olduğu için beklentim düşük olarak esere başlasam da daha ilk sayfalardan itibaren bu düşüncem yerle yeksan oldu. 19.yüzyıl Viktorya Döneminde Karındeşen Jack tarafından öldürülen Polly, Annie, Elisabeth,Catherine ve Mary Jane. Peki onlar hakkında ne kadar bilgimiz var?İşçi sınıfı ailelerde doğmaları bir yana erkek kardeşleri de dahil ataerkil bir hegomanyanın altında ezilen,eğitimden ve her türlü haktan yoksun,tek görevleri-belki de tek kaçış yolları-evlenmek olan, sırf kadın olarak bu dünyaya geldikleri için hayata bir sıfır yenik başlayan bu kurbanların hikâyesini okurken o dönemden günümüze değin maalesef hiçbir şeyin değişmediğini anlıyorsunuz. Evlilik, üreme, ailene karşı köle olmalısın mantığının empoze edildiği bu kadınların dönemin tutucu, yargılayıcı, yafta yapıştırmayı marifet sanan,iğrenç yaşamlarını ve sapkınlıklarını kapalı kapılar arkasında bu kadınlar üzerinde denemek isteyen sonra da sütten çıkmış ak kaşık gibi caka satan insanların olduğu böyle bir toplumda bu hayatların kaybolması hiç şaşırtıcı değil. Herkes gibi onların da hayalleri,idealleri,beklentileri vardı ama bunların gerçekleşmesine izin vermediler. Hiçbir sebep cinayet işlemeyi gerektirmez ama sırlarıyla ortadan kaybolan Karındeşen Jack bu kadınları fiziksel kurbanı yaparak aslında bedenlerini değil belki de maruz kaldıkları psikolojik şiddeti öldürdü. Bir nevi onları yüklerinden arındırdığını düşündü. Baştan sona sürükleyici, duygu yüklü bir kitap. Dili son derece akıcı, dönemin sosyo-politik durumuna, işveren-işçi sınıfı ilişkilerine, sınıfsal farklıkların vahim sonuçlarına da ayna tutan bir anlatım yapısı var. Detaylı bir araştırmanın emeği olan bu