Buranın toprağında, bitkilerinde bambaşka bir koku vardı ve öyle güçlüydü ki bu, kokladıkça çocukuluğumun bazı dakikalarını hatırlıyordum. O çağın yalnız davranışlarını, sözlerini değil belki bi an bütün o dönemi ta içimde hissettim, sanki daha dünmüş gibi. Kayıp bir dünyaya yeniden doğmuş gibi, tatlı bir baş dönmesine bıraktım kendimi. Bu duygu eski, tatlı bir şarap gibi, damarlarımdan sinirlerimden geçip bütün vücuduma yayılan bir sarhoşluk verdi bana. Kırlardaki dikenleri, taşları, ağaçları küçük öbeklerinde kekikleri tanıdım. Geçmiş günlerin anılarına daldım, ama bütün o anılar bir efsunla sanki, benden uzaklaşmış, kendi bağımsız hayatlarını yaşıyorlardı. Ben sadece uzak ve biçare seyirciydim, onlarla aramda derin bir uçurum açılmıştı, anlıyordum. Bugün boştu kalbim ve çalılar bitkiler o zamanlardaki büyülü kokularını yitirmişlerdi, anlıyordum. Servilerin arasında boşluklar, fasılalar belirmiş tepeler kavruklaşmıştı. Ben eski ben değildim; çağırsaydım getirseydim de konuşsaydım onunla, duymaz anlamazdı beni. Yüzü eskiden tanıdığım bir adamın yüzü olurduda benim yüzüm olmazdı, benim bir parçam bile olmazdı.