Eğer itkilerimiz sadece açlık, susuzluk ve arzudan ibaret olsaydı neredeyse özgür olabi-lirdik fakat şimdi esen her rüzgârla ve rasgele bir sözcük veya o sözcüğün bize iletebileceği bir manzarayla etkileniyoruz. Yatıyoruz; bir düş, uykuyu zehirleme gücüne sahip. Kalkıyoruz; serseri bir düşünce günü kirletiyor. Hissediyor, görüyor ya da düşünüyoruz; gülüyor ya da ağlıyoruz, Aşırı kederi kucaklıyor ya da endişelerimizi fırlatıp atıyoruz. Aynı şey: Zira ister üzüntü olsun, ister neşe, çıkış yolu hâlâ açık. İnsanın dünü asla yarını gibi olmayabilir; Değişimden başka hiçbir şey ayakta kalamaz
Sevgili dağlar! Benim güzel gölüm! Yolcunuzu nasıl karşılıyorsunuz? Zirveleriniz açık; gökyüzü ve göl, mavi ve berrak. Bir huzur habercisi mi bu yoksa benim mutsuzluğumla edilen bir alay mı
Acı sona erdi, çektiği ıstıraplar ebediyen bitti. Narin bedenini çimler kaplıyor ve o artık hiç acı duymuyor. Ona acımak için bir neden olamaz artık; bunu, acı çekmekte olan hayattakiler için saklamalıyız.