“Bu dünyaya geliyoruz ve yaşadığımız andan itibaren gittikçe kendi benzerliğini arzulayan bir şey var içimizde.” Bizim “kendi cenneti etrafında acı, keder ve kötülüğün girmeye cesaret edemediği bir çember çizen, ruhumuzdan içeri bir ruhumuz var” ve bizler bu ruhu pek çok aynada görebilmek, ona daha da çok sahip olabilmek için çabalıyoruz. “
“Henüz genç bir delikanlı iken, felsefe konuşmak için Dublin'in arka sokaklarında oda kiralayan bir grubun üyesiydim. Okul arkadaşlarım bazı modern mistik inanç ekolleriyle gitgide daha fazla ilgileniyordu; bense o sarsılmaz inancımı paylaşacak kimse bulamıyordum. İnancıma göre felsefe her neyden meydana gelmiş olursa olsun, kalıcı olan yalnızca şiirdi ve hiçbir şeyi şairlerin uydurmaları olarak reddetmeden şiiri belli bir nizama göre düzenlemeye başlamak lazımdı. Bunca yıl sonra hatırlayabildiğim kadarıyla, o zamanlar şöyle düşünüyordum: Eğer güçlü ve yüce gönüllü bir ruh bu dünyanın kaderini yazdıysa, o kaderi gönlü yoran spekülasyonlardan veya tarihi belgelerden ziyade, dünyanın en derin arzusunu ifade eden kelimelere bakarak keşfedebiliriz. O zamandan itibaren rüyaları ve görüleri büyük bir dikkatle gözlemledim ve hayal gücünün hakikate, aklın bilmediği bir yolla ulaşabildiğinden, bir de beden hareketsiz ve akıl suskunken hayal gücünden gelen emirlerin görüp görebileceğimiz en bağlayıcı emirler olduğundan artık eminim.”