Bir çocuğu geliştirip özgür bir birey olması için çabalamak yerine kalıplayıp emir kulu yapmaya çalışmışız. İşte bu yüzden farkında olmadan çocuklarımızın canını yakıyoruz ve yakmaya da devam ediyoruz.
Mesela hüzün, kendi başına müthiş bir deryadır. Hüzünlenemeyen insan gelişmemiş insandır. Kendinden kopukluğunun, içindeki öze olan özlemin farkında değildir.
Ömrünün son anında şunun farkına vardığını düşün; 'Ben aslında hiç yaşamamışım ki.' Dahası bunu o an idrak ediyorsun. Bence mecazen de olsa cehennemin kapısı iste o zaman açılıyor, yani içindeki cehennemin.
Ama, ben niçin buradayım, Ey Tanrım? Doymaz bir tutkunun taze çekirdeği, ne doğuyu ne de batıyı soran azgın bir fırtına, yanıp dağılan bir gezegenin yolunu şaşırmış parçası olan ben, neden burada olmalıyım?
Ve, hüznümle ben, birlikte şarkı söylediğimizde, komşularımız pencerelere koşuşur, bizi dinlerlerdi. Şarkılarımız deniz kadar derin, ezgilerimiz garip anılarla dolu olurdu.