İnsan ruhu her nerede bir enginlik, keşfedilmemiş bir derinlik hissederse, artık yerinde duramaz. Mütemadiyen yükselmek için gerinir ve asla yorulmayan kanatlarını durmaksızın çırpar.
Bilinçdışı, ruhsal yaşamın arka bahçesi yada çöplüğü değildir, aksine sadece ufacık bir parçasının bilincin aydınlık alanına ulaştığı ana maddenin ta kendisidir.
Duygular bastırılabildiğine göre, onları bastıran kim oluyor? En önemlisi, bastırıldıklarında nereye itiliyorlar? Zihinsel güçler hangi prensiplere göre bedensel güçlere etki etmeye başlıyor ve uyanıkken insanın farkında olmadığı, ancak fark etmeye zorlandığında, hemen idrak edebildiği bu aralıksız geçişler nerede gerçekleşiyor?
Nasıl ki bedendeki iltihap bir şekilde kendine yer açıp bedenden dışarı akınca ateş düşüyorsa, o âna kadar baskılanmış ve geri itilmiş duyguların boşanmasıyla da, şiddetli sarsılmalara ve tutulmalara neden olan hisleri de çözülüyor.