Yaşamımızdaki yalnızlığın büyük bölümü, kendimizi yormak, harekete geçmek istemememizden kaynaklanır. Sürekli hevesımızı dizginler, kendimizi işleri ertelemenin, yapmamız gereken işi tekrar tekrar prova etmenin rahatlığına bırakırız
Dünyadaki gerçek dertler kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikten kaynaklanır; bu benim görüşüm, daha doğrusu uzun süre önce söylemeyi öğrendiğim üzere, değersiz görüşüm budur.
Ama bu haksızlıkları bir yana itmeyi nasıl da severiz. Biz erkeklerle kadınların farklı biçimlerde davrandığına inanarak, bazı şeylere katlanmaya alışmışızdır. Bu alışkanlık doğrultusunda, bu olaya gülünç açıklamalar getirerek kendimizi avutmaya, bunu gözardı etmeye çalışır, böylece bu suça ortak oluruz.
Atalarımızın bizden daha saf amaçlarla, tek şey doğrultusunda hareket etmiş olduğuna inanırız, sözgelimi ilk bilim adamlarının aradıkları sonuçlara ulaşmaya kendilerini 'adadıklarını, sanatçıların hıç bitmeyen bir ilham' ateşiyle çalıştığını düşünürüz. Ancak bunların hiçbiri doğru değil. Bizden öncekiler, günümüz insanı kadar tuhat, anlaşılmaz ve dengesiz özlemlere sahiptiler. İster ruhsal, ister cinsel olsun, en ufak bir rüzgâr, hatta bize oksijen taşıyan, bizi canlandıran gerçek bir rüzgâr bile bizi yolumuzdan çıkarabilir.
Zamanın nasıl geçıp gıttığını hıçbır zaman kolay kolay anlamamışımdır; başkaları zamanı geçip giden mevsimlerle, bir yılın sona ermesi ve ötekinin başlamasıyla ölçebiliyorlar ve bunu kabullenebiliyorlar, ama ben bunu onlar kadar kolayca kabul edemiyorum. Zamanım böyle geçip gitmesi bize aslında ne kadar güçsüz olduğumuzu, yaşamımızın büyük bölümünün nasıl pislikle sarmalandığını ve nasıl aptalca harcandığını gösteriyor. Zamanı bir cümleyle tanımlamaya çalıştığımızda bile dilimiz tutulur, öyle ki, bir özyaşamöyküsünü anlatırken 'On iki yıl yıl geçti' demek, özyaşamöyküsünün mantığına ters düşer. Nasıl olur da bunca zaman boyunca bu kadar az şey yaşanmış olur, zamanımız bizden nasıl alınıp götürülebilir? Aylar, haftalar, saatler; bedenimizin en güçlü olduğu, duyguların saldırısına en açık olduğu o en değerli yaşlarımız nasıl böyle anlamadan geçer? Genç Cuyler Goodwill, babam, on dört yaşından yirmi altı yaşına kadar, on iki yıl boyunca erken kalktı, bir kâse yulaf lapası yedi, günde dokuz buçuk saat çalıştığı taşocağına kadar yü-rüdü, günün sonunda ana-babasının soğuk ve yoksul evine dönüp erkenden yattı