Yaşamımızdaki yalnızlığın büyük bölümü, kendimizi yormak, harekete geçmek istemememizden kaynaklanır. Sürekli hevesımızı dizginler, kendimizi işleri ertelemenin, yapmamız gereken işi tekrar tekrar prova etmenin rahatlığına bırakırız
Dünyadaki gerçek dertler kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikten kaynaklanır; bu benim görüşüm, daha doğrusu uzun süre önce söylemeyi öğrendiğim üzere, değersiz görüşüm budur.
Ama bu haksızlıkları bir yana itmeyi nasıl da severiz. Biz erkeklerle kadınların farklı biçimlerde davrandığına inanarak, bazı şeylere katlanmaya alışmışızdır. Bu alışkanlık doğrultusunda, bu olaya gülünç açıklamalar getirerek kendimizi avutmaya, bunu gözardı etmeye çalışır, böylece bu suça ortak oluruz.
Atalarımızın bizden daha saf amaçlarla, tek şey doğrultusunda hareket etmiş olduğuna inanırız, sözgelimi ilk bilim adamlarının aradıkları sonuçlara ulaşmaya kendilerini 'adadıklarını, sanatçıların hıç bitmeyen bir ilham' ateşiyle çalıştığını düşünürüz. Ancak bunların hiçbiri doğru değil. Bizden öncekiler, günümüz insanı kadar tuhat, anlaşılmaz ve dengesiz özlemlere sahiptiler. İster ruhsal, ister cinsel olsun, en ufak bir rüzgâr, hatta bize oksijen taşıyan, bizi canlandıran gerçek bir rüzgâr bile bizi yolumuzdan çıkarabilir.