Diyorlar ki, ben dünyaya bir misyonla gönderildim. Şu işleri başarmak üzere gönderildim. Yaradılışımın, var oluşumun gayesi bu misyonu gerçekleştirmektir.
Hiçbir irfan sahibinin ağzından böyle sözler işitilemez. Kendini beğenenler söyler buna benzer sözleri.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fakat Allah’ın dilediği, emrettiği hayat yaşanmadıkça, Allah’ın hükmü insanlar arasında yürürlüğe girmez. İnsanı o hayat tarzını yaşamaktan Allah mahrum etmiyor, o kendi kendini mahrum ediyor. Çünkü Allah dinini tamamlamıştır. Fakat o din yaşanmadıkça onun yeryüzünde yürürlüğe girmesi âdetullahtan değildir.
Asr-ı Saadet, geçmişte kalmış bir zaman kesiti değil, fakat bir yaşama tarzıdır. Bu nedenle, geçmişe özlem duyan bir burjuvanın bu duygusundan aldığı hazla, bundan çıkan nefsanîlikle Müslümanın Asr-ı Saadet’e bakışı farklıdır. 
Aslında Müslüman için önemsenmeye değer bir zaman dilimi varsa, o da Asr-ı Saadet’tir.
Asr-ı Saadet, geçmişe ait olduğu için değil, belki daha çok geleceğe, gelecekten de çok güne ait yaşanması gereken bir örnek olduğu için anlıyor.
İnsanların değişmeyen özelliklerinden biridir çağından yakınma hali. Özlemle anılan kimi dönemlere bakıldığında, o dönemin insanlarının da kendi dönemlerinden yakındığını görmemiz mümkün.