Acaba kaç adet Müslüman söz konusu faaliyetlerin gerçek anlamından haberdardır?
Onların yürütülen faaliyetlerin mahiyetinden haberdar olmaması bile bu faaliyetlerin bir uzantısı, bir neticesi niteliğindedir.
Faaliyetlerin niteliği ne olursa olsun, ister kültürel ister siyasal veya iktisadî, bunlar bütün dünyayı ilgilendirecek boyutlarda vuku buluyor. Böylece, olup biten olaylara müstağni kalma imkânı elimizden çıkmıştır. İstemesekte dünyanın gidişatıyla ilgilenmek zorundayız.
Durum böyle olmasaydı bile olup bitenlerle Müslüman olarak ilgilenmemizi gerektirecek sebepler vardı. 
Müslümanlar, süregelen gidişata müdahale etmedikçe, kendilerine en aykırı düzenler içinde bile Müslüman olarak yaşayabilirler; Marksist bir toplum düzeni içinde bile…
Fakat mesele bir “yaşama tarzı” biçiminde ele alınırsa, aynı ölçüde müsamahakâr davranacaklarını farz etmek mümkün mü?
İslâm’ın insana bağışladığı yetenek; çilesiz, emeksiz elde edilmez. Biz İslâm’a, onu içinden kavramaya çalışarak yaklaştıkça, görüşümüze bedahet hissi de yerleşir.