Düşünüyorum, mutsuz olduğumu düşündüğüm günlerin bile şimdi güzel günler olduğunu ve nasıl bilinebilirdi ki zamanın daha fazla ileriye gideceği, umutsuzluğa düşüreceği. Ve belki de gelecek hazırlıyordur kendini bu günlerin de özleneceği günlere.
Tatsız, yavan bir hayata sahip olmak kadar insanın canını sıkan başka bir şey var mı. Esasında istençlerle dönen dünyada tatmin olmak bilmeyen insan isteklere boyun eğmediği ölçüde özgürdür. Hiçbir şey istemiyorken bile yaşamdan istediklerini alamadığı için tepki gösterir. Salt bir biçimde hiçbir şey istememenin mutluluğu hiçbir insana cazibeli gelmez fakat bu özgürlüktür.
Düşünceye adanmış bir bilincin onu günlük yaşamda düşünceden alıkoyan meşguliyetlerin içinde kendisi olabilmesinin ne kadar güç olduğunu ve varoluşun onun tarafından sorgulanabilirliğinin onun için artık önemini yitirmesi. Düşünüyorum, aslında bizi biz yapan şeyin uzun süren yalnızlıklarımızla kendi yıkıcılığımız içinde pişen düşüncelerimizin oluşturduğunu. Böylece yaratmak için varolan içgüdünün esaretinden arınıp yararsızlığın yarar getirdiği düşüncesi yücelir. Kendimizle baş başa kaldığımız nice saatlerin harmanladığı benliğimiz kendi anlamların yaratır ve sürüye uymaz. Sürüyü uzaktan izlemek bir gözlemci olmak her zaman iyidir onlar bir sirkte birilerini memnun etmek için oynayan palyaçolardan farksız değildir çünkü kendi benlikleri hiç olmamıştır.