Tüm bunlar beyhude. Yaşam, varoluş, tüm bu telaş… Hepsi anlamın gölgesinde yitip giden birer yankıdan ibaret. Nedensizce savruluyoruz, sanki koştuğumuz her yol bir yere çıkacakmış gibi, sanki adımlarımızın ardında bir iz bırakacakmışız gibi.
Oysa biz, yalnızca boşluğu anlamla doldurmaya çalışan kayıp ruhlarız. Gerçeklik dediğimiz şey, inancın titrek ışığında şekillenen bir yanılsamadan başka ne olabilir ki? Belki de hiçbir şeyin anlamı yoktu, ama biz bunu kabullenemeyecek kadar acizdik.