İnceleme spoiler içerir.
Kendi eseri olarak dört romanı ve içlerinde Gorki, Jack London ve Balzac gibi edebiyat devlerinin de eserlerinin de bulunduğu Türkçe çevirilerini bizlere hediye eden gazeteci, çevirmen ve yazar Zaven Biberyan’dan bu kadar geç haberdar olmak bir kayıp gerçekten.
“Karıncaların Günbatımı” dört romanından biri ve 1970 yılında Ermenice Jamanak gazetesinde 294 gün tefrika olarak yayınlanıp yazarın ölümünden birkaç hafta evvel roman olarak basılmış. Eser 1998’de Türkçe’ye “Babam Aşkale’ye Gitmedi” adı ile çevrilmiş ve “Karıncaların Günbatımı” adı ile 2007 de daha önce çevrilmeden bırakılan bazı paragraflar da eklenerek tekrar basılmış.
Karıncaların Günbatımı çok katmanlı bir roman. İlk bakışta 1950’li yılların politik ikliminde, Varlık Vergisi sebebiyle ekonomik büyük bir çöküntü yaşayan, ardından çöküşün dalga dalga yayıldığı bir ailenin öyküsü gibi görünüyor. Bu kısımlarda yapılan haksızlığın derinliğini iliklerinize kadar hissettiriyor Biberyan, ancak bunu hissettirirken ajitasyona veya politik sloganvari basit yollara sapmıyor. İnsan olma durumunu ve çıplak gerçekliği basit bir biçimde seriyor gözünüzün önüne.
Romanın ana karakteri, varlıklı ve aristokrat bir ailenin oğlu olarak askere giden Baret, 3,5 yıl boyunca Anadolu’nun birçok yerini Nafıa olarak dolaşırken tam bir yıkım yaşıyor. (Azınlıkların, askerlik görevini ancak ağır işçi (taş kırma, yol yapımı vs.) olarak yapabildikleri bu süreç Nafıa olarak adlandırılıyor.) Üç buçuk yıl en ağır şekilde örselendikten sonra öfke dolu Baret’in dönüşü ise, onu daha korkunç bir gerçeklikle yüzleştiriyor. Varlık ve lüks içinde yaşayan ailesi Varlık vergisi sebebiyle her şeyini kaybetmiş, sefalet içerisinde. Öfkesi yüzünden ailesi ile iletişim kuramaması, babasının her şeyi bırakmış hali, hastalığı, annesi