"Toplumsal kurtuluş" üzerine kurulu istem ve düşüncelere katılmıyorum cok uzun zamandır; (tabii olarak yasayan/yasadigimiz toplumu baz aliyorum) topluma ve topluluğun zihinsel/tinsel gücüne inanmiyorum, dahası, kitleye dahil bireyin kötüleşme, yozlasma potansiyelinin artması da cabasi. Toplumsal hareketler tepeden tabana doğru iken, bireysel hareketler/gelişmeler tabandan tepeye doğrudur -daha uzun zaman alır ama daha kalıcıdır- .
Bireysel gelişim, bireysel mutluluk, bireysel değişimler gerçekleştiği taktirde her birey ayrı ayrı ama toplamında hepsi daha iyi bir bilinç/mut düzeyine erişir. Toplum bireyi bilinclendirmez, bilinç sahibi bireyler bilinçli bir toplumu oluştururlar. Herkes kendini kurtarsın dediğimde bireyselcilikle suçlanıyorum :) (arada bir libarellikle ve baska seylerle de) ama özünde insan bireyselcidir, suç olarak degil, varlığı ve istekleri doğrultusunda böyledir bu. Kişiler kendi yararlarına olmayan hicbir şeyi arzu etmezler. Özgecilik dediğimiz olgunun içinde bile vardir bu. Yardım etme edimi bile yardımda bulunan kişiye 'güç' hissiyatı verdiği için gerçekleşir. Insanlar yaratılış/evrimsel süreçleri bakımından, özleri itibari ile bencildirler. Sapiens'in hayatta kalmasını sağlayan unsur da bu degil midir zaten ? .
Insan bencil bir varlıktır ;düşünce olarak degil, gerçeklik olarak boyledir bu. Bir bakıma korkunç bir yönü var. Makyevelizm'i, pragmatizm'i, hedonizm'i doğuran şey de bencillik kaynaklidir; korkunç olan bunlar değil, bunlar ileriye taşınarak ihlal ve sınırtanimazlik özelliği gösterebilirler,budur korkunç olan.
Ve burada etik devreye girer. Etik ve ahlak kişiyi kendi bencilliğinden zarara uğratacak düzeye erişmesini engeller. Birey bencildir ama sosyal bir varlıktır da. Bencilliğini sergileyebilecegi, yaşayabileceği, tatmin