Dedin, “ Bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim.
Bundan daha iyi bir başka kent bulunur elbet.
Yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam;
ve yüreğim gömülü bir ceset sanki.
Aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede.
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma, yıllarıma kıydığım, boşa harcadığım.”
Aldırmadan, acımadan, utanmadan
kocaman, yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.
İşte oturuyorum şimdi umutsuz
bu yazgı kemiriyor beynimi, başka şey yok aklımda;
yapacak neler vardı dışarda.
Ah, duvarları örerken nasıl görmedim onları?
Ne sesini duydum örücülerin, ne gürültüsünü.
Çıt çıkarmadan kapamışlar bana dünya kapılarını.
Dolanıp duruyorum boş günler geçirdiğim bu karanlık odalarda pencereleri arayarak Nasıl ferah olacak bir pencere açılsa. -Ama bulunmuyor pencereler, ya da ben bulamıyorum. Belki de daha iyi bulamamam.
Belki yepyeni bir zulüm olacak ışık.
Kim bilebilir neler getireceğini?