Toparladığım defterlerimin arasında Robert'ın bana ilk tanışmamızda aldığı Sylvia Plath'in Ariel'ini buldum. Hayatımızın o mâsum dönemi artık son bulmuştu...
... görsel dağarcığı benim şiirsel kelimelerime fazlasıyla yakındı. Robert hep, "Hiçbir şey sen görmeden tamamlanmış sayılmaz" derdi.
Hem erkeksi ve koruyucu, hem de kadınsı ve edilgen yönleri vardı.
Robert empati kuralına güveniyordu...
O başkalarının göremediklerini görmenin, kendi hâyâl gücünün yansımasının peşindeydi.
O, sanatsal güdülerini sorgulamazdı; ben de onu örnek alarak, önemli olanın sadece çalışmak olduğunu anladım.
Bu ruh hâliyle, yaşama güç veren ışığa ulaşabilirdi.
Geceleri yürüyüşe çıkardık. Bazen gökyüzünde Venüs'ü görürdük. O çobanların ve aşkın yıldızıydı. Robert ona bizim mavi yıldızımız derdi. Bunu unutmamam için imzasını atarken Robert'ın t'sini mavi renkli bir yıldıza dönüştürdü.
Onu, ismini son derece uygun bir biçimde aşk tanrıçasından alan o çok sevdiği gezegene doğru yola çıkmış bir vagonun içine atlarken hâyâl ediyordum. Neden bana bu kadar çok zaman ayırdığını merak ettim. Sebebini ikimizin de Temmuz ayında uzun paltolar giymesine yordum, bizimkisi La Bohème kardeşliği gibiydi.