Geleceğe doğru yalınayak koşmak için güçlü bir arzu duydu içinde; kılıcını çekip atını yaşamın çetin cephelerine doğru doludizgin sürme isteği... "Yaşama sevinci" denilen duygu buydu herhalde.
İkimiz de karşımızdakinin karanlığını, yabanıllığını sezmiştik demek ki. İçimizdeki ortak uçurumdu bizi bağlayan ve aramızdaki bağın bu kadar güçlü oluşunun nedeni çok derinlerde, ruhun en karanlık diplerinde kurulmuş olmasıydı. Okyanus dipleri kadar derin ve ulaşılmaz.
"Sana ilişkin her şeyi hatırlayacağım," dedi. Sesi birden yumuşamış, gözleri derinleşmiş, kapkara gökyüzünü içerircesine büyümüştü. Sanki bana değil de, benim içimde gizlenmiş bir mucizeye bakıyordu.
"Bana ne olduğunu bilmiyorum," demişti bir ara, gözleri durgunlaşmış, iyice derinleşmişti. Rüzgârın yüzüme savurduğu saçlarımı geriye atmıştım o anda, koyu sarı bir saç demetinin ardından ona gülümsüyordum. Güzel olduğumu hissediyordum. Âşık oluyordum.