''Okuyorum ve işte özgürüm. Nesnelliğe ulaşmışım. Ben olmaktan, o dağınık varlık olmaktan çıkmışım. (...)
Ölürcesine okuyorum. Ve klasiklerin, sakinlerin, acı çekseler bile bunu asla söylemeyenlerin, bana kendimi kutsal bir yolcu gibi hissettirenlerin dünyasında kendimi kutsanmış bir hacı, amaçsız dünyanın nedensiz seyircisi, çekip giderken hüznünün son sadakasını son dilenciye veren Büyük Sürgün Prensi gibi hissediyorum.''
55. metin tamamını işaretlediğim bölümlerden olmasa özellikle son üç paragrafıyla çok sevdiğim metinler arasında.
''Benim şatolarım iskambil kâğıdındandı -kirli, yıpranmış, oynanıp takımı bozulmuş, bir daha kimsenin kullanamayacağı kâğıtlardan; üstelik kendiliklerinden yıkılmayı bile beceremediler(...)''
''Bununla birlikte benim kadar hayal kurmaya alışkın çok az insan var; dolayısıyla pek az insan böylesi hayallerin sırf estetik açıdan mümkün olduğunu görüp, gülüp geçecek kadar akıllıdır.''
En küçük durum bile zihnimde binbir çeşit kurgu dönmesine sebep oluyor. Kağıda dökmek istemiyor değilim aslında fakat o beceriye ve sabra sahip değilim. Ayrıca yazdığımdan hiçbir şekilde tatmin olmayacağıma eminim.