Çoşku dolu vahiylerin, vurucu sözlerin ve zihinlere işleyen dizelerin zamanı geride kalmıştı. Şimdi düzyazı zamanıydı. Şiirsel bir çoşkunun çok ötesinde yankılanan vahiyler ve yü reklere deprem düşüren ayetler şimdi yavaş yavaş yerini aklın ılıman serinliğine terk ediyordu. Bir davayı şiirle haykırırsı nız, ama sadece düz yazıyla yönetebilirsiniz. Şimdi yönetme zamanıydı.
Mescid-i Aksa tabiri Kudüs'teki mescid için kullanılan bir tabir değildi, zira o zamanlar Kudüs'te bugün o isimle anılan mescid daha inşa edilmemişti. Kudüs mescidi Emevi halifesi Abdülmelik zamanında Abdullah b. Zübeyr ile girişilen iktidar mücadelesi çerçevesinde inşa edilmiş ve buraya uzun yıllar boyunca mecburi bir hac yaptırılmıştı. Üç mescid hadisi de Kudüs mescidine haccı meşrulaştırmak için uydurulmuş ve Emevi propagandası sayesinde kamuoyuna sunulmuştu.
Müminlerin Mekke dönemindeki baskı ve işkenceler yüzünden edindikleri bu mescidler hicretten sonra ihtiyaç hissedilmediği için zamanla terkedilmiş ve isimleri unutulmuştu. İşte İsra denilen gece yürüyüşü de peygamberin birçok gece yaptığı yürüyüşlerden biriydi. Ancak bu seferki yürüyüşü diğerlerinden farklı kılan bu yürüyüşün manevi bir yükseliş, yani miraç ile taçlanması ve ilahi bir tecrübeye mazhar olmasıydı.
Ama mucizeler çağı çoktan geçmişti, şimdi akletme zamanıydı. Mucizeyle iman eden toplumlar anlık bir şokla düşünüp taşınmadan fikir değiştiren kimselere benzerdi. Bu sağlam bir yöneliş değildi. Şimdi artık aklederek, düşünüp taşınarak ve gerçekten ikna olup kalben tam bir huzurla iyiliğe yönelerek karar verme zamanıydı. Hz Peygamberle birlikte mucizeler çağı bitmiş ve akıl çağı başlamıştı. Davetin ve vahyin bütün dokusunda akletmeye, düşünmeye ve çıkarım yapmaya dair çok ciddi bir çağrı vardı.
Bugünkü Avrupalılar tarafından Yunanistan'ın Persler tarafından istilası bir Doğu-Batı çatışması şeklinde ele alınırken, Roma'nın Yunanistan'a saldırısı bu şekilde ele alınmaz. Osmanlılarla Balkan halklarının çatışması yine Doğu-Batı çatışması şeklinde ele alınırken Türklerle Kürtlerin çatışması bu şekilde değerlendirilmez. Avrupamerkezci bakış açısına göre bu mücadeleler Batılı değerlere karşı Şark Despotizmi açısından ele alınır. Şark Despotizmi kavramı bile başlı başına bir önyargı üretmeye yarar; özgürlüğe karşı baskının, adalete karşı zulmün sembolü olarak sunulur. Halbuki doğudaki büyük merkezi imparatorluklar, birlik medeniyetinin havzalarıdır. Barışın ve huzurun, refahın ve düşünsel üretimin mer-kezleridir. Siyah beyaz dünyalara karşı rengarenk bir halklar birliğinin muazzam üretkenliği ve bir arada yaşama tecrübesidir. Batıda bu tür bir birlikte yaşama tecrübesi hala inşa edilememiştir. Irkçılık, kölecilik, sömürü ve katliam kategorileri tamamen batıya has süreçlerdirAvrupamerkezci anlatıma göre Batılı değerler özgürlük ve eşitliğin sembolü haline gelirken, İskender'in Perslere karşı yıkıcı seferleri de Batılı değerlerin zaferi diye yorumlanır. Tabi buna gülemeyen zihni kararmış kargalar sürüyle ufkumuzda uçup durmaktadırlar. Oysa aksi yöndeki her harekete Avrupa'yı köleleştirme gözüyle bakılır. Batılılar doğuya geldiğinde özgürleştirmek, doğulular batıya gittiğinde ise köleleştirmek için gitmektedirler. Bütün tarihi süreç bu kalıba göre okunmaktadır.