Sema

Sylvia Path~Babacığım
... kara tahtanın önünde duruyorsun, babacığım bendeki fotoğrafında ayakların yerine çenen ikiye ayrılmış ama bu yüzden daha az şeytan sayılmazsın, hayır. az mı şeytansın sen siyah adam, küçük kırmızı kalbimi ısırıp ikiye ayıran?! seni gömdüklerinde ben on yaşındaydım yirmi yaşımdaysa ölmeyi denedim ve sana dönmeyi, dönmeyi. kemiklerim bile bunu yapar sandım. ama beni kefenimden çıkardılar, tutkalla geri yapıştırdılar parçalarımı ve o zaman ne yapmam gerektiğini öğrendim, bir modelini yarattım senin, karalar giymiş bir adam, meinkampf bakışlı. ... bir adam öldürdüm, ikincisini de; sen olduğunu söyleyip bir yıl, doğrusunu istersen yedi yıl, boyunca kanımı emen vampiri de. babacığım şimdi geri yatabilirsin. tombul siyah kalbine saplanmış bir kazıkla. köylüler bile hiç hoşlanmadılar senden
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ve bir dünya gizine saklanıyorum bayım, elle tutulur hiçbir şeyim kalmadı ortada. Aydınlık usul usul sızıyor bedenime, gözlerim kırmızılıklara gebe. Alışmışım siyahın en koyu tonuna, beyazın ışığı zarar veriyor bana... Her şeyim hazır bayım seni yazmak,seni anlatmak için. Yalnız kelimelerim... Kelimelerim sınırlar çiziyor bana. Mutsuzum bayım, yokluğun boynuma urgan, gözlerim sürekli gittiğin yolda. Bir umut bayım, bir umut bekliyorum bıraktığın yerde. Ellerimde canımın parçaları, birkaç tane de derin yara var dizlerimde. Geleceksin biliyorum, sonuçta her katil merak eder vurduğu insanın ölüp ölmediğini. Sen de gelecek ve göreceksin beni. Gelecek ve bulacaksın beni. Ve ben sen gelene dek çizeceğim zamanın sınırlarını kırmızı çizgilerle. Yağmurlar bozacak kimi zaman çizdiğim sınırları, susacağım bende. Şikayet etmeyeceğim kırılmış sesimle. Ben daima içime atacağım çığlıklarımı. Sen beni hiç duymayacaksın bayım, duyamadığından mütevellit geç bulacaksın beni. Ruhumda derman kalmadı bayım, ördüğüm duvarlar bir bir yıkılmak üzere. Çoraklaşmış topraklarımdan sümbüller bekledin, biliyorum. Defalarca kez denedin, defalarca kez uyuşturdun kalbimi, biliyorum. Sen çok uğraştın bayım, çok uğraştın beni benden almak için. Çok uğraştın beni kendine yakışır yapmak için. Sonra sıkıldın, söndü bir çocuk gibi şen olan kahkahaların. Önce bakışlarını çektin benden, sonra sevgini. Dolabının en tenha yerine bıraktın beni. Zaman parmaklarımın arasından kayıp gidiyor bayım, bir mum alevi gibi hâlâ titriyor nefeslerim. Bayım... Geç olmadan bul beni. Geç olmadan tekrar sev beni. Şimdi meçhule giden çıkmaz bir sokaktayım bayım, sonum belli ancak yolum yol değil, biliyorum. Üzerime üzerime geliyor şehrinin duvarları, ben küçüldükçe küçülüyorum. Kelimelerin bayım, kelimelerim durmadan zehirliyor
Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin Ben, yankısından kaçan çocuk, kendi sesinin'
Üşüyor sesim, üşüyor nefesim ağustos ortasında. Cümleler yüreğime kesik, sızlıyor yarınlarımda. Kumdan kaleler yapmışım çorak toprakların ortasında. Ve umutlarım urgan, aldığım her nefes bir pranga. Kurtuluş belki de bir beyaz elbisenin arkasında... İşte ben, karşınızdayım parça parça. Ölü bir ruhun ayak izleri var bastığım topraklarda. Ve beklediğim bir an var, gelecek biliyorum. Zaten ben, o gün için yaşıyorum. Tanyeri ağarırken unutuyorum ben kimsesizliğimi, İnsanlar uyanırken ben uyutuyorum hislerimi. Sonra... Sonrası bir facia, Kırılıyor tüm aynalar. Duruluyor sesler, duruluyor zehirler... Kırlangıçlar gökyüzünde, her zamanki gibi sessizler. Yıldızlar yere düşüyor, Gelenlerin hepsi birer birer gidiyor, Deniz fenerleri yanıyor sabahın ilk ışıklarıyla Ve sular taşıyor her gece, kimseler görmüyor. Harap oluyor mabetler, inananlar susuyor. Zamansızlık, yaklaşıyor durmadan. Sıcak bir nefes, ensemde her zaman. Bir mum kadardı ömrüm, Yaktılar ben doğmadan. Unutma gölge, Sen yaşadıkça ölecek ruhun durmadan.
Bazı insanların yokluğu, bazı insanların da varlığı yakar canı...