Ve bir dünya gizine saklanıyorum bayım, elle tutulur hiçbir şeyim kalmadı ortada. Aydınlık usul usul sızıyor bedenime, gözlerim kırmızılıklara gebe. Alışmışım siyahın en koyu tonuna, beyazın ışığı zarar veriyor bana... Her şeyim hazır bayım seni yazmak,seni anlatmak için. Yalnız kelimelerim... Kelimelerim sınırlar çiziyor bana. Mutsuzum bayım, yokluğun boynuma urgan, gözlerim sürekli gittiğin yolda. Bir umut bayım, bir umut bekliyorum bıraktığın yerde. Ellerimde canımın parçaları, birkaç tane de derin yara var dizlerimde. Geleceksin biliyorum, sonuçta her katil merak eder vurduğu insanın ölüp ölmediğini. Sen de gelecek ve göreceksin beni. Gelecek ve bulacaksın beni. Ve ben sen gelene dek çizeceğim zamanın sınırlarını kırmızı çizgilerle. Yağmurlar bozacak kimi zaman çizdiğim sınırları, susacağım bende. Şikayet etmeyeceğim kırılmış sesimle. Ben daima içime atacağım çığlıklarımı. Sen beni hiç duymayacaksın bayım, duyamadığından mütevellit geç bulacaksın beni. Ruhumda derman kalmadı bayım, ördüğüm duvarlar bir bir yıkılmak üzere. Çoraklaşmış topraklarımdan sümbüller bekledin, biliyorum. Defalarca kez denedin, defalarca kez uyuşturdun kalbimi, biliyorum. Sen çok uğraştın bayım, çok uğraştın beni benden almak için. Çok uğraştın beni kendine yakışır yapmak için. Sonra sıkıldın, söndü bir çocuk gibi şen olan kahkahaların. Önce bakışlarını çektin benden, sonra sevgini. Dolabının en tenha yerine bıraktın beni. Zaman parmaklarımın arasından kayıp gidiyor bayım, bir mum alevi gibi hâlâ titriyor nefeslerim. Bayım... Geç olmadan bul beni. Geç olmadan tekrar sev beni. Şimdi meçhule giden çıkmaz bir sokaktayım bayım, sonum belli ancak yolum yol değil, biliyorum. Üzerime üzerime geliyor şehrinin duvarları, ben küçüldükçe küçülüyorum. Kelimelerin bayım, kelimelerim durmadan zehirliyor