Sema

Puan vermedi·200 syf.··
2025 3. kitabı
Ağır akışı olan bir kitap. Okurken zorlandığım, sıkıldığım ve ara ara akıcılık aradığım bir eser oldu ancak ana fikir olarak değerlendirmem gerekirse oldukça farklı ancak ufuk açan bir kitaptı. Tüm toplumsal dediğimiz değerlerin altüst edildiği, erkeklerin olmadığı bir dünyanın nasıl olabileceğini anlatan harika bir romandı. Ancak yalnızca erkeklerin olmadığı bir toplumdan bahsedilmiş demek çok yüzeysel bir yorum olarak geliyor gözüme. Erkeklerin olmayışının dışında hislerin yokluğu ya da azlığı da çarpıyordu göze. Kadınlar hislerinden arınmış ve bir amaca özgülenmiş robotlar gibi tasvir edilmişti kitapta. Kompleks yapımız sanki dümdüzmüşüzcesine lanse edilmiş, hislerimize ket vurulsaydı nasıl olurdu sorusuna cevap veren bir eser okudum aynı zamanda ben. Aslında bizi engelleyen, gelişimi engelleyen en büyük şeyin duygular olduğunu gördüm bu kitaptan sonra. Bizler; gelişim, bilgi ve gelecek yerine şimdi, hisler ve ilişkiler üzerinden hareket ediyoruz. Bireyselliğin bir toplumu ne denli geriye düşürebileceğini de görebiliyoruz. Kaotik hayata olan aşinalığımız ile kitaptaki sakinlik bize oldukça ters düşüyor ancak şunu da gösteriyor ki bu hayatı biz zorlaştırıyoruz. Sürekli değişime ve huzursuzluğa o kadar alıştırılmışız ki sürekli huzur ve barış saçma ve ütopik geliyor. Ancak mümkün olduğu da bir gerçek. Bir gün duygularımızdan arınıp bireysellik yerine toplumu önceliklendirirsek şayet, bu mümkün görünüyor.
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202119,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·79 syf.··
2023 5. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2023 10:59
İnsanlık denen kavram, nerede inanın bilmiyorum ama bu kitapta gördüğüm kadarıyla çoktan gitmiş, tıpkı kuşlar gibi. İnsanlar, kendi hatalarını, kendi günahlarını görmek istemezler. İnsanlar kendilerini suçlamak yerine başkalarını suçlarlar ve yine insanlar, yapabilme imkanı olan o şeyi yapmak yerine başkasının yapmasını beklemekten çekinmezler. Uzun ve Hayri, işte tam bu cins insanlardı. Hatalılardı ancak onlar insanlığı suçlamayı tercih ettiler. Romanın sonunda insanlıklarını yitirdiklernin farkında da değildiler. Belki meslekleri buydu, belki gördükleri buydu. Kuş yakalayıp 'azat buzat...' diye diye satmak onların yaşam tarzıydı. Ancak yine de beklentileri çok saçmaydı. İnsanlar o kuşları onlardan alıp serbest bırakmak zorunda değildi, insanlar sözde cennet için kuşları azat etmek zorunda değillerdi. Hayır, insanlığı o kuşları almayan İstanbullular değil, bu ikisi kaybetmişti. O kuşları serbest bırakmak onların elindeydi, bunu hiçbir zaman anlamak istemediler. Çünkü bu 'mesleği' görev bilmişlerdi. Bu mesleği insanların günahlarından sıyrılmaları için yaptıklarını savunuyorlardı. Ancak işin ucunda para varken bu en fazla ne kadar iyilik sayılabilirdi? Hırs ve para onların gözünü kör etmişti. Para kazanmak istediler ancak kazanamadılar. Öfkelendiler ve bu öfkeyi suçsuz olan kuşlardan çıkardılar. Kitap oldukça akıcıydı, şiirsel bir dil ve yalın bir anlatım kitabın beni sıkmasının önüne geçti. İçeriğine daha fazla değinmek istemem, okuyacaklar için spoiler olmasını istemiyorum çünkü. İnsanlığı kaybettiğimizi görsem de güzel bir kitaptı, her şeyiyle. :)
Kuşlar da GittiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202218bin okunma
6/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 3. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2023 22:03
Zaman zaman olaylar ve şahıslar beni sıksa da okurken keyif aldığımı saklayamayacağım. İncelememin oldukça geciktiğinin farkındayım ancak tamı tamına duygularımı lanse etmeyen, üstünkörü yazılmış bir inceleme bırakmak istemedim buraya. Kitap, "hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum." diyerek başlıyor. Bu ilk cümle bende büyük bir merak uyandırdı, ancak devamı için aynı şeyden bahsedemeyeceğim. Ahlaki çöküntünün ve yanlış batılılaşmanın kol gezdiği bir dönemi anlatan kitap için oldukça normal bir giriş olsa da ben, anlatılan durumdan iğrenmeden edemedim. Sayfalar ilerledikçe başkarakterimiz Kemal'e oldukça kızdım, bazı yerlerde salaklığına güldüm, bazı yerlerde de soğudum epeyce. Ancak romanın sonlarına doğru, Kemal'e empati beslediğimi, yaptığı hataların affı olmamasına karşın bedelini en ağır şekilde ödediğini fark ettim. Aşkına sonradan da olsa sahip çıkışı epey güzeldi. Her şeye rağmen, içindeki hisler için savaşması; gözlerinin sonradan da olsa sevdiği dışında kimseye değmemesi... Bunlara diyecek bir şeyim yok. Kemal, garip birisi aslında. Hiç ait olmadığını düşündüğüm o sosyoteden aşık olduğunda çıkabiliyor ancak. Aşkı, onu yabancılaştırıyor. Kemal bir türlü dengeyi kuramıyor ve en sonunda kaçınılmaz son gerçekleşiyor. Aşkı dışındaki her şeye kendini kapatıyor. Bazı kısımlarda bu kadar sabredebilmesine çok şaşırdım. Açıkçası bazen de aptal olduğunu düşündüm. Çinkü zengindi, zengindi ve istediği her şeye ulaşabilirdi. Ancak o aşkı dışında herhangi bir şeye ulaşmayı reddetti. Parasını da bu yönde kullandı. Ve en çok üzüldüğüm şey hiçbir zaman tam olarak mutlu olmadı bana göre. Ömrü bir Çukurcuma yolunda tükendi. Ancak o benimle aynı fikirde olmamalı ki romanı çok mutlu bir hayat yaşadım diyerek bitirdi. Füsun içinse söyleyebileceğim ilk şey onun için gerçekten
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma