Her gece “hakkınızı helal edin kardeşler” selamı kalplerimizi mengene gibi sıkıyor, ertesi gün o arkadaşımızdan geriye sadece bohçaya konmuş elbiseleri kalıyordu. Yapayalnız garip elbiseler! İdam edilmiş mahkumun koğuş kapısına yığılmış elbiselerinden daha acı daha yürek parçalayıcı bir yalnızlık yoktur.
Vasili çok yetenekli bir dolandırıcıydı. Bu işlere bulaşmasa büyük bir aktör olabilirdi. İlk kes aynasızların eline düştüğünde, hapse düşerse küçük Vasilaki'nin ne kadar zor şartlarda kalacağını öyle acıklı anlatmıştı ki herkesi ağlatıp yırtmayı başarmıştı. Avukatı; Senin çoluğun çocuğun yok hangi Vasilaki'den bahsediyorsun Allah aşkına diye sormuştu. Vasili ters ters bakıp: Ne olmuş yani çükümden bahsediyordum...
Beni kelepçeleyerek bir askeri ciple Yedikule'ye götürdüklerinde kalbimin ne kadar derinden yaralandığını hatırlıyorum. Kelepçeli ellerimi cipin demirlerine dayamış, bir bakış, ilaç niyetine bana yönelecek bir bakış arıyordum.
Sivil polislerden biri niyetimi çözdü. Görüyor musun salak dedi, kimsenin umurunda bile değilsin. Sen bunlar için ölüme gittiğini söylüyorsun ama kimse seni tanımıyor. Bak alışverişe çıkmışlar, sonra da evlerine gidecekler, yarın da gemilere binip Pire'ye gidecekler...
Hapishanede arkadaşlarla buluşunca hüngür hüngür ağlamaya başladım.
Devrimcilerin yürüdüğü yolun nasıl zor, nasıl yalnız bir yol olduğunu anlayabilmek için çok şey yaşamam ve çok kitap okumam gerekti.