İlk İmparatorluğun Efsaneleri
Cüceler, İnsanlar ve Elfler… fantastik edebiyatta hepimizin aşina olduğu, hemen hemen tüm eserlerde karşımıza çıkan ırklardır:
Cüceler; dağlarda, yer altında yaşarlar ve yaşadıkları coğrafya gereği zorlu ve sert olurlar. Ortak özellikleri sağlamlıktır.
İnsanlar; nerede olsa yaşarlar, çoğalırlar ve tüketirler. Kısa yaşam süreleri gereği farklı farklıdırlar, değişkendirler. Yalnızca tek ortak özellikleri vardır, o da bencilliktir.
Elfler ise doğa gibi uzun yaşar, onlar gibi sabittirler. Doğa ile iç içe olduklarından doğa gibi güzeldirler. Ortak özellikleri iyiliktir.
İlk İmparatorluğun Efsaneleri serisinde de yine aynı temel cüceler ve insanlar için korunurken binlerce yıl yaşayan, güzel ve zarif Elfler için daha gerçekçi bir temel kullanılıyor: Kibir.
Michael J. Sullivan İlk İmparatorluğun Efsaneleri serisinde bizlere kibirden gözü dönmüş kötü Elfleri sunuyor: İnce gibi dişlere, sapsarı saçlara, masmavi gözlere sahip; hızlı, çevik ve atik kötü Elfleri. Kendilerini diğer ırklardan üstün gören hatta diğer ırkların tanrısı olarak gören, ölmeyen Elfleri.
Ama ölmüyor oldukları aynı zamanda ölümsüz oldukları anlamına da geliyor mu?
Serinin ilk kitabı olan Destanlar Çağı’nın açılışındaki Tanrı Katili testi göre: Hayır!
Test sonuçlarına göre tanrıların da kanı akabiliyor, akıtılabiliyor. Ve bu, insan gönlünde o zamana kadar imkansız görüldüğü için sadece dumanı tüten ama asla tutuşamayan* isyan ateşinin ilk kıvılcımını sadece tutuşturmakla kalmıyor, sonuçların ulaştığı her insan ile birlikte büyüyerek öfke ateşine dönüşüp tüm kıtayı adeta cennetten intikam almaya gelen cehennem ordularına çeviriyor. Ta ki..
Ta ki… Cennet cevap verene kadar.
Ta ki... TANRILARIN gazabına kadar.
*Sizde de bu isimde bir kitap çıksa içeriğinden bağımsız