Eğer toplumsal ve ekonomik kurumlaşmamız herkesin kendi çıkarını koruması üzerine kurulmuş ve eğer ahlâksal bir dürüstlük kuralıyla bencillik yok edilmeye çalışılıyorsa bir insan nasıl bu toplum çerçevesi içinde davranabilir ve aynı zamanda sevgiyi uygulayabilir?
Kişi yaşamını sevme konusunda verimli, diğer konularda verimsiz olarak ayırabilmek düştür. Üretkenlik böyle işbölümüne izin vermez. Sevebilme yetisi yaşamın tümünde verimli ve etkin çalışmanın sonucu kazanılan yoğunluk, uyanıklık ve canlılık gerektirir. Diğer konularda üretken olmayan sevgide de üretken olamaz.
Bir insana salt kendi kendime yetemediğim için bağlıysam o kişi ancak bir can simidi olabilir. Aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Mantığa aykırı görünse de yalnız kalabilme becerisi, sevme becerisinin koşuludur.
Kaç nişanlı ya da yeni evli çift gelecekte gerçekleşecek sevginin mutluluğunu düşlerlerken, yaşadıkları o andą birbirlerinden sıkılmaya başlamışlardır bile. Bu tutum, çağdaş insanın belirgin özelliği olan tutuma oldukça uymaktadır. Çağdaş insan içinde bulunduğu anı yaşamaz, ya gelecekte yaşar ve geçmişte. Duygusal bir şekilde annesini ve çocukluğunu düşünür ya da geleceğe ilişkin mutlu planlar yapar. Sevgi, ister başkalarının uydurulmuş yaşamlarını açlıkla paylaşarak olsun, ister yaşanılan anda, geçmişe, ya da geleceğe atılarak yaşansın bu soyutlanmış ve yabancılaştırılmış sevgi biçimi gerçeğin, tekbaşınalığın, ayrı olmanın kişiye verdiği acıyı uyuşturmaya yarar.