İki tür kitap okuyucusu vardır:
Biri kitabın altını çizer, yanına notlar alır, önemli gördüğü yerlerin sayfa kenarlarını kıvırır, kitapla adeta bir diyaloğa girer. Onu yaşar, eskitir.
Diğeri ise kitaba dokunmaya kıyamaz. Kitabı hiç açılmamış gibi okur, inanılmaz bir özen gösterir. Kitabın kendine ait çantası bile olur. Kitap bittiğinde sanki hiç okunmamış gibi ilk günkü haliyle raftaki yerine geri döner.
Kitabın altını çizen notlar alan kişi için kitap bir araçtır. Bir diyalog partneridir. O bilgiyle savaşmak, onu kendi zihinsel süreçlerinden geçirmek, ona bir şeyler katmak ve ondan bir şeyler almak ister. Bilgi pasif bir şekilde alınmaz, aktif bir şekilde işlenir. Bu kişi için önemli olan fiziksel bütünlüğü değil, içindeki bilginin kendi zihinsel bütünlüğüne katılmasıdır.
Kitabına dokunmaya kıyamayan kişi içinse, kitap bir amaçtır, bir semboldür. Bilginin kendisine, yazarın emeğine ve kitabın o saf formuna duyulan bir saygıdır bu. O bilgiyi olduğu gibi, saf haliyle almak ister. Belki de o bilginin bozulmasından, kendi yorumlarıyla kirletilmesinden çekinir. Kitap bir koleksiyon parçası, bir anı, dokunulmaz bir objedir. İlişki daha mesafelidir ama saygıya dayalıdır.
Burada doğru ya da yanlış yok aslında. Ben sizi merak ediyorum. :) Siz hangi taraftasınız?
İki tür kitap okuyucusu vardır:
Biri kitabın altını çizer, yanına notlar alır, önemli gördüğü yerlerin sayfa kenarlarını kıvırır, kitapla adeta bir diyaloğa girer. Onu yaşar, eskitir.
Diğeri ise kitaba dokunmaya kıyamaz. Kitabı hiç açılmamış gibi okur, inanılmaz bir özen gösterir. Kitabın kendine ait çantası bile olur. Kitap bittiğinde sanki hiç okunmamış gibi ilk günkü haliyle raftaki yerine geri döner.
Kitabın altını çizen notlar alan kişi için kitap bir araçtır. Bir diyalog partneridir. O bilgiyle savaşmak, onu kendi zihinsel süreçlerinden geçirmek, ona bir şeyler katmak ve ondan bir şeyler almak ister. Bilgi pasif bir şekilde alınmaz, aktif bir şekilde işlenir. Bu kişi için önemli olan fiziksel bütünlüğü değil, içindeki bilginin kendi zihinsel bütünlüğüne katılmasıdır.
Kitabına dokunmaya kıyamayan kişi içinse, kitap bir amaçtır, bir semboldür. Bilginin kendisine, yazarın emeğine ve kitabın o saf formuna duyulan bir saygıdır bu. O bilgiyi olduğu gibi, saf haliyle almak ister. Belki de o bilginin bozulmasından, kendi yorumlarıyla kirletilmesinden çekinir. Kitap bir koleksiyon parçası, bir anı, dokunulmaz bir objedir. İlişki daha mesafelidir ama saygıya dayalıdır.
Burada doğru ya da yanlış yok aslında. Ben sizi merak ediyorum. :) Siz hangi taraftasınız?