Birbirlerine yabancı oldukları kadar çevrelerinde de yabancıydılar, geri çekilip saklanacakları kendilerine ait bir kalabalık yoktu. Geriye doğru gidemediklerinden, yabancıya doğru gitmek, onu tanımak, yabancılıktan kurtulmak zorundaydılar.
Yaşadıklarının gerçek olduğunu biliyordu ama bunları yaşadığına inanamıyordu, bütün yaşananlarda rüyayı andıran bir belirsizlik vardı sanki, bir iz bırakmadan geçip gitmişti.
Hukuk alanı, yani etkili bir sözün alanı, her zaman indicere (ilan etmek, törensel bir biçimde beyan etmek), ius dice- re (hukuka uygun olanı söylemek) ve vim dicere (etkili sözcüğü söylemek) olan bir “söylemek” alanıdır. Eğer bu doğruysa, hukuk, sözün etkisinin kendi anlamını aştığı (ya da ona gerçeklik kazandırdığı) en alasından bir işaretler alanıdır.