Artık yazmak iyi gelmiyor. Burası da bir algoritma diyarı, burası da kimliğimin kimliksizleştiği bir yer oldu. Bir ahtapot gibi birçok kolumla, farklı kişiliklerimle sardım burayı.
İş için eğitiliyorum, bir köpek gibi.
Oysa, merhaba ben insan düşünen, hisseden, uyuyan, sıkılan...
Desene bana nasılsın, ne gelir elinden?
Zihnin nerede hızlanır nerede yavaşlar?
Epey aşağılayıcı,
diploma ve devamsızlık kaygısıyla yürütülen eğitim ve adı batasıca kariyer.
Aşk,
"başka ne olsundu hayatın mazereti"
Aşk,
hayatın cilvesi, dansı, şekeri, ekşisi, battaniyesi...
Ruhumun açlıkları, dopamin aksı bozulmuş beynim....
Umutsuz romantikliğim,
yakamı bırak, değişeyim.
"Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi"
Artık sabırsız cinler gibiyiz bizler. Ne oluyor bize böyle? Hazlarımızın peşinde kahve kuyruğuna giren insanlar olmuşuz, giysi diye giydiklerimiz bırakın gözlerden havadan bile korumuyor bizi.
Çıplaklık ruhlarımızdan başlıyor, soyunuyor ruhlarımız nurlardan.
İnsanları güzellikleri için övmek, fiziksel olan geçici güzelliğe teşvik etmek ne?!
Her yere güzellik merkezleri açılıyor, ruhunu güzel kılmak niçin kimse istemiyor?
Bunca doktor kafayı mı sıyırdı paranın kölesi olacak kadar? İlaçlama şirketlerine döndü hastaneler. Buyrun efendim, 2 oral, 5 fısfıs, muhtemelen tam iyileşmediğiniz için kısa sürede yine hasta olacaksınız.
İnsan,
çabaları için, gösterdiği zahmet için, kıymetiyle kıymetlendirdiği için, övülür.