Bilakis ben aşkın tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. Aşk ilham getirir, uçuk kaçıktır, deli dolu ve taşkındır. Adrenalin tavandır, dopamin bağımlılığa vardırır.
Tüm bu güzellikleri ve idealleşmiş efsaneleri doğurmasının yanı sıra yıkımlara da sebep olur.
Çünkü aşk bir derstir, değişim ve dönüşümü zaruri kılar, kişiye hayatı irrasyonel yaşamanın bedelini ödetir adeta.
Sizin bahsettiğiniz benim lügatımda sevgidir, sevgi doğası gereği koşulsuz olandır. Sevgi tanrısaldır.
Zorla sevgi olmaz, sevmekten bıkılmaz, sevgiyle bakıldığında pürüzler bile güzelleşir.
Seven kişi kör olduğu için değil, o haliyle de sevebildiği için sevendir.
Oysa aşk körlüktür, görememektir, obsesyondur aslına bakarsanız bu biyolojik bir durumdur, serotonin seviyesi aşık olan insanda öyle bir düşer ki, neredeyse okb'li bir hastayla aynı seviyededir ve evet bu da aşığa takıntı getirebilir.
Aşk da hormonlardan sebep bir gözükaralık vardır, ama sevgi özveridir, cezarettir yani sorumluluk ister, asıl yüreklilik sevgidir.
Öyleki aşk bittiğinde kişi çoğu zaman yaptıklarına inanamaz, sanki bir büyünün etkisindedir bu yüzden kapılmamak bu kadar kolay da değildir, öğüt verirken yargılamamaya dikkat edilmeli.
Aşk geçicidir. Kimse hayatı boyunca aşık olamaz, çünkü yüksek dozajlıdır, insan vücudu böyle bir elektriği sürekli kaldıramaz, oysa sevgi aşkın trafosunun aksine şifalandıran, destekleyen, birleştirerek güçlendirendir, besleyendir.
Ve son olarak aşk daha çok bir sönümleme hali gibidir, sevgi paralelse aşk kesişimdir ve çakıştıkları anlardır aşkın yıkımına sebep olan.
Çünkü her insan yalnız kendi iradesiyle var olabilir, "ben"den" biz" tam olarak olunamaz, aşk biz duygusuyla benliği eritir, bu egosal bir çöküştür,zarar verir. Bir muhtaçlık duygusu doğurur, fakat kul yalnızca tanrıya muhtaçtır.
Oldukça uzun oldu lakin tutamadım yazdım. Meselenin özü aşkın hormonsal ve deneyimsel olduğunu düşünmem asıl olanın sevgi olduğu fikrine katılmamdır.