Berke Beyazkuş

Berke Beyazkuş
@Whitebird_35
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Öğrenci
Üniversite
İzmir
2001
47 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Bir deneyde,beş yaşındaki çocuklarda farklı renklerde (kırmızı,mavi,yeşil,turuncu) tişörtler verilmiş ve sonra onlara kendilerininkiyle aynı ve farklı renklerde tişörtler giyen çocuklar gösterilmiştir.Çocuklar tişörtlerinin renginin rastgele belirlendiğini anlamıştır ve fotoğrafları gösterilen çocuklar arasında üzerlerindeki tişörtlerin renkleri dışında gerçekten de bariz bir herhangi bir fark yoktur.Yine de çocuklar kendileriyle aynı renk tişört giymiş çocukların fotoğraflarını tercih etmiştir;sınırlı miktarda kaynaklarının (oyuncak paralar) çoğunu onlara vermiş ve onlar hakkında daha olumlu düşündüklerini ifade etmişlerdir.Dahası,aynı renkte tişört giyen çocukların iyi olmalarının daha muhtemel olduğunu hissetmiş ve oyuncaklarını onlarla paylaşmışlardır.Kendi grubundakilerin olumlu eylemlerini tarif ederken daha olumlu tepkiler vermişlerdir.Bütün bunlar alt tarafı aynı renklerde tişörtlerin rastgele dağıtılmasından kaynaklanmaktadır.Daha küçük yaşta çocuklarla,hatta üç ila beş aylık bebeklerle yapılan grup kayırmacılığı çalışmaları da yine söz konusu kayırmacılığın doğuştanlığını destekler mahiyettedir.
Reklam
Yanlış sonuç,yanlış karar demek değildir.
Sonuçlamak,bizi kendimiz ve başkaları için merhamet duymaktan alıkoyar. Birileri hayatında kötü sonuçlar elde ettiğinde biz de sonuçlama yapar ve karar alma biçimlerinin kötü olduğu kanısına varırız.Böylece olanlar için onları suçlamak daha kolay hale gelir.Sonuçlar onların suçu olduğundan merhamet duymaya gerek yoktur.
Onlar rastlantı diye bir şeyin olup olmamasıyla ilgilenmiyorlar.Kendilerini ilgilendirmeyen olayların rastlantısal bir şekilde gerçekleşebileceği gibi bir varsayımı yadsımıyorlar ancak bu konu üzerinde fazla durmuyorlar.Ancak ciddi kazalar ve felaketlerin gerçekleşmesi durumunda,kendi kendilerine bunun bir rastlantının ürünü olup olmadıklarını nasıl sorabilirler ki?
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
İlkel insanlar ciddi bir kazanın kurbanı olduklarında,olayı bizim gibi bir kaza olarak değil,mistik bir deneyim olarak yorumlamaktadırlar..........Eğer bu insanlar böyle olaylar yaşamaya (doomed) mahkum edilmemiş olsalardı,başlarına bu türden felaketler gelmezdi.Bu gibi durumlarda ilkel insanın aklına gelen tek soru:''Onu bu olayı yaşamaya kimin,neden mahkum etmiş olduğudur.Ne yapmış da böyle kötü bir ölümü hak etmiştir?''..........''Kısa bir süre önce görülen bir davada uzman çevirmenden 'kaza' sözcüğünü Yerli dilindeki karşılığını sorduğumda bana tereddüt etmeden ngozi dedi.Oysa ngozi kaza anlamına gelmiyor.Ngozi,kötülük yapmak amacıyla gönderilen ruh ya da güç anlamına geliyor..........''..........Özetle insanın başına gelen kötülük asla rastlantısal değildir.Belçika Kongosu'nun Lualaba bölgesinde yaşayan Bayekeler'de ''soyut anlamda bir talihsizlik düşüncesi yoktur.Doğaüstü dünyayla ilgili yaşadıkları dinamik düşünce yapıları,onları sürekli olarak,yaşadıkları her başarısızlığın arkasında gizli bir neden aramaya itmektedir''
Sayfa 52·Kitabı okudu
Alıntı
Eğitimli bir insan başına ne kadar inanılmaz ve sıradışı bir şey gelmiş olursa olsun,ayrıntılı bir çözümlemeye giriştiğinde olayı kaçınılmaz hale getiren nedenleri keşfedecektir.Bu türden felsefi düşüncelere tamamen yabancı beyinlerse,hiç farkına bile varmadan,en beklenmedik kazalara bile atfedebilecek bir neden olduğunu kabul etmektedirler.Gerçekten de ilkel insanlarda şansın gücüne olan mantık dışı inancın yanısıra bir de böyle bir ortak inanış vardır.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam