Onur Oduncu

Onur Oduncu
@Whyte
Ankara
Ankara, 20 Nisan 1998
2 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Şans, çoğu zaman aniden beliren bir misafir gibidir; ne zaman kapıyı çalacağını kimse bilmez. Fakat onu gerçekten anlamlı kılan şey, geldiği anda karşısında ne bulduğudur. Çünkü şans, hazırlıksız bir insana uğradığında fırsat gibi görünse de sonuç çoğu zaman hayal kırıklığına dönüşür. Gerçek şu ki: Şansın değeri, ona denk gelen anla değil, o ana taşınan birikimle ölçülür. Yanında emek, çaba, sabır ve öğrenilmiş dersler yoksa şans bile işlevsiz kalır. Bu yüzden bazen insanlar “şanssızlık” dediğinde bile aslında eksik olan şey şans değil, o şansı karşılayacak hazırlıktır. Şans her an gelebilir; sessizce, beklenmedik bir zamanda, bir anda… Fakat istenmeyen anlarda ortaya çıktığında adına şans değil, çoğu zaman talihsizlik denir. Yine de değişmeyen bir gerçek vardır: Şans, her zaman hazır olana daha anlamlı görünür. Belki de en büyük güç, şansın ne zaman geleceğini bilmemek değil; geldiğinde ona hazır olabilmektir.
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sen onların hayatına, daha önce hiç tatmadıkları bir sevgiyi göstermek için girdin; onlar da sana, bu sevgiye neden sahip olamadıklarını büyük bir özenle gösterdiler.
1000Kitap
Ben çoğu zaman kendimi yalnız hissediyorum. Kalabalıkların içinde bile, bir sesin eksikliği gibi… İçimde tarif edemediğim bir boşluk oluyor. Kötü olduğum anlarda yanımda birinin olmasını istiyorum. Konuşmasına bile gerek yok aslında; sadece orada olsun. Sessizce yanımda dursun, bana sarılsın, varlığını hissettirsin yeter. Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey kelimeler değil, bir omuz oluyor. Ama günün sonunda, her şey sakinleştiğinde ve yalnız kaldığımda, telefonu elime alıyorum. Ekrana bakıp şu soruyu soruyorum kendime: Kimi arasam gerçekten gelir? İşte tam o anda tıkanıyorum. Aramak istediğim birkaç kişi var elbette. İsmi aklıma gelen, Belki o gelir dediğim insanlar… Fakat sonra zihnim hemen başka bir ihtimali fısıldıyor: Ya açmazlarsa? Ya meşgullerse? Ya gelmezlerse? O reddedilme ihtimali, zaten zor tuttuğum duyguların üstüne bir ağırlık gibi çöküyor. Sanki bir kez daha yalnız kaldığımı resmileştirecekmiş gibi geliyor. Bu yüzden çoğu zaman aramıyorum. İçimdeki ihtiyacı bastırıp, Boş ver diyorum. Belki de en çok bu yüzden yalnızım. Çünkü birinin gelmemesinden korktuğum için, kimsenin gelmesine fırsat vermiyorum. Ve gecenin sonunda, telefon yine elimde, içimde söylenmemiş cümlelerle baş başa kalıyorum.
Yeni bir yıla daha giriyoruz. Herkesten iyi dilekler alıyoruz; ama kutlama bekleyenlere sözüm yok, ben susmayı seçiyorum. Çünkü değişen hiçbir şey yok. Günler birbirinin tekrarı, insanlar aynı yüzleri farklı maskelerle dolaştırıyor. Herkes kendine çok güzel bir rol biçmiş ve onu büyük bir ustalıkla oynuyor. Yeni yıl dediğimiz şey bana göre oldukça anlamsız. Takvimde bir günün değişmesi dışında, diğer günlerden hiçbir farkı yok. Sadece o gün herkes eğleniyor; tek fark bu. Sahne hazır, dekor yerli yerinde. Yalanlar eskimiş ama hâlâ işe yarıyor. Kandırılanlar ise her zamanki gibi aynı. Birazdan sahte kahkahalar yükselecek, yapay coşkular alkışlanacak. Herkes rolünü kusursuz oynayacak. Perde kapandığında geriye kalan tek şey ise şu olacak: iç sıkıntısı, mide bulantısı ve iyi dilekler eşliğinde kusulan bir yıl daha. Yine de bu güne anlam yükleyen, yeni başlangıçlara inanan insanlar var. Onlara saygım var. Ama benim için yeni yıl, kutlanacak bir umut değil; sadece devam eden bir tekrar. Herkese mutlu yıllar diliyorum.