Şans, çoğu zaman aniden beliren bir misafir gibidir; ne zaman kapıyı çalacağını kimse bilmez. Fakat onu gerçekten anlamlı kılan şey, geldiği anda karşısında ne bulduğudur. Çünkü şans, hazırlıksız bir insana uğradığında fırsat gibi görünse de sonuç çoğu zaman hayal kırıklığına dönüşür.
Gerçek şu ki: Şansın değeri, ona denk gelen anla değil, o ana taşınan birikimle ölçülür. Yanında emek, çaba, sabır ve öğrenilmiş dersler yoksa şans bile işlevsiz kalır. Bu yüzden bazen insanlar “şanssızlık” dediğinde bile aslında eksik olan şey şans değil, o şansı karşılayacak hazırlıktır.
Şans her an gelebilir; sessizce, beklenmedik bir zamanda, bir anda… Fakat istenmeyen anlarda ortaya çıktığında adına şans değil, çoğu zaman talihsizlik denir. Yine de değişmeyen bir gerçek vardır: Şans, her zaman hazır olana daha anlamlı görünür.
Belki de en büyük güç, şansın ne zaman geleceğini bilmemek değil; geldiğinde ona hazır olabilmektir.