Onur Oduncu

Onur Oduncu
@Whyte
Ankara
Ankara, 20 Nisan 1998
2 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Geçenlerde “opia” diye bir kelime öğrendim. Birinin gözlerine baktığında, tam olarak ne olduğunu açıklayamadığın ama içini kıpırdatan o hissi anlatıyormuş. Aslında hepimizin yaşadığı ama adını bilmediği bir duygu. Farkında mısınız bilmiyorum ama uzun zamandır insanlar birbirinin gözüne bakmaktan kaçıyor. Konuşuyoruz ama gözler başka yerlere kayıyor, bakışlar çabuk kaçıyor. Oysa birinin gözlerinin içine bakmak cesaret istiyor. Çünkü o an gerçekten oradasın, saklanacak bir yer yok. Belki de bu yüzden zor geliyor. Ama bazen tek bir bakış, uzun uzun konuşmaktan daha gerçek oluyor. İnsan kendini anlaşılmış hissediyor, karşısındakini gerçekten görüyormuş gibi oluyor. İşte opia dediğimiz şey de tam olarak bu anlarda ortaya çıkıyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hayatın iniş ve çıkışları olduğunu biliyorum ama mutlu olmayı özlüyorum. Eskiden her şey hakkında tutkuluydum ve bir şekilde mutlu olmaya çabalıyordum. Şimdi kendimi uzun zaman önce kaybetmiş gibi hissediyorum. Dışarıdan bakıldığında öyle görünmeyebilirim; çünkü o kadar iyi rol yapıyorum ki herkes benim mutlu olduğumu düşünüyor. İçimdeki karmaşayı, yorgunluğu ve boşluğu kimse fark etmiyor. Güçlü duruyorum ama aslında ne istediğini bilmeyen, yönünü kaybetmiş bir çocuk gibiyim. Her gün aynı maskeyle devam ediyorum; çünkü durursam, gerçekten ne kadar yorulduğumu herkes görecek.
Nedenini bilmiyorum ama uzun süre yaşayamayacakmışım, erken ölecekmişim gibi hissediyorum. Bu yüzden yaptığım her şey anlamsız ve boş geliyor; hiçbir şey yapmak istemiyorum. Yaptıklarımı da kendim mutlu olayım diye değil, belki bir başkasını mutlu ederim diye yapıyorum. Sonuçta herkes ben değil; onların bir uğraşı, bir çabası var. Ben ise yalnızca zamanı dolduruyorum, bana sıra ne zaman gelecek diye bekleyip duruyorum.
Yaşanması gerektiği için yaşanmış, daha fazla sürmesi doğru olmadığı için bitmiştir. Artık düşünme, üzerinde durma. Hayatında olması gerekenler yanındadır; olmaması gerekenler uzağında. Ama bazen insan etrafına bakar ve yanındakileri göremez. “Yanımda olması gereken kimse var mı?” diye sorar kendine. Sadece birilerinin aklına geldiği kadar mı vardır insan, yoksa gerçekten birinin hayatında yeri var mıdır? Dostlarım var sanıyorum. Birisi arayıp “Canım çok sıkkın” dese, her şeyi bırakır, yanına giderim. Dinlerim, susarım, yetmezse omuz olurum. Ama ben birini arayıp “Biraz kötüyüm, oturalım mı?” dediğimde zamanları yoktur, işleri çıkar, yorgundurlar. Hep sonra denir, sonra hiç gelmez. İşte o an anlar insan; bazıları sadece iyi gün dostudur, bazıları da yalnızca ihtiyaç duyduğunda hatırlar. Belki de bu yüzden, hayatında olması gerekenler gerçekten yanındadır; olmayanlarsa kalabalıkta bile uzaktadır. Ve insan, bunu kabul ettiğinde yalnız kalmaz… sadece eksik olanları geride bırakır.
Alıntı
Mahcubiyet nedir, bilir misiniz? Sanmam. Dünya sizi öyle bir hâle getirdi ki; içinizde ne utanç kaldı, ne saygı, ne de mahcubiyet. Her biri birer birer silindi; yerini pervasızlığa, duyarsızlığa ve had bilmezliğe bıraktı. Oysa mahcubiyet, insanı insan yapan en temel erdemlerden biridir. Kişinin sınırını bilmesi, yanlış yaptığında başını öne eğebilmesi, başkasının kalbini incittiğinde içten bir rahatsızlık duyabilmesidir. Mahcubiyet yok olduğunda utanma da yok olur; utanma yok olduğunda ise saygı. Bugün asıl kaybedilen tam olarak budur: Kendini sorgulama yetisi, başkasına karşı sorumluluk hissi ve insana yakışan edep duygusu.
Alıntı