'Laiklik' söylemi, Türkiye insanının elinden vahiye dayalı ahlak anlayışını aldı. Bundan böyle, rüşvet almayı, yalan söylemeyi, zulmü, 'Müslüman Allah'ı yasakladığı ya da Peygamber öyle söylemediği için yapmamazlık etmeyecektik. 'Cehennem' bizi dizginleyen bir korku olmaktan çıktı. Gökyüzünde bir yerlerde cayır cayır yanan ateşe inanmıyorduk artık. Vahiye dayalı ahlak sistemi gitti, ama yeri boş kaldı. Onun yerine akla dayalı bir ahlak sistemi de konmadı. Sonuç, Batılıların nicedir, yakındıkları 'relativistik', görecelikçi ahlak sisteminin yerleşmesi oldu. 'Herkesin ahlakının kendine göre' olduğu bu düzenlemede, haz veren şey 'iyi', haz vermeyen şey 'kötü'dür diye öğreten hedonist ahlak yeşerdi. Hedonist ahlak, tanımı itibariyle özneldir. Öznel ahlakın kabul görmesi, "güçlü"nün kendi kurallarını dayatmasıyla sonuçlanır. Otoriter ahlak sistemi yabancılaşmayı, yabancılaşma otoriter ahlak sistemini güçlendirir, Türkiye insanını dayatılan her değeri kabule zorlayan patolojiyi bu sistemin yerleşmiş olmasında aramak gerekir... Türkiye insanını muhakeme etmekten, davranışlarının sahici sonuçlarını öngörmekten alıkoyan, direnme gücünü elinden alan, sindiren, aciz bırakan, ezen, akıldışı otoritedir.
Sonuçta, 'devlet' denilen soyutlamaya zarar vermesin diye en galiz işkenceyi, 'Partiye zarar vermesin diye Süleyman Demirelin 'mason' olduğunu saklar, ciğerinin beş para etmediğini bildiğimiz adamın kılık kıyafetinden etkilenir, fedaileri ile dolaşan mafya liderinin 'dostu'nu devlet sanatçısı ilan eder, dandik listelerle kazanılan seçimleri demokrasinin zaferi diye alkışlar oluruz. Çünkü, akıldışı otorite kendi putlarını yaratmıştır ve bu düzenin değerleri hiyerarşisinde 'kazanmak' birinci yeri işgal eder. İster kerhane maması olarak, ister kokain satarak, ister oy sandığı