Mehmet inal

'Laiklik' söylemi, Türkiye insanının elinden vahiye dayalı ahlak anlayışını aldı. Bundan böyle, rüşvet almayı, yalan söylemeyi, zulmü, 'Müslüman Allah'ı yasakladığı ya da Peygamber öyle söylemediği için yapmamazlık etmeyecektik. 'Cehennem' bizi dizginleyen bir korku olmaktan çıktı. Gökyüzünde bir yerlerde cayır cayır yanan ateşe inanmıyorduk artık. Vahiye dayalı ahlak sistemi gitti, ama yeri boş kaldı. Onun yerine akla dayalı bir ahlak sistemi de konmadı. Sonuç, Batılıların nicedir, yakındıkları 'relativistik', görecelikçi ahlak sisteminin yerleşmesi oldu. 'Herkesin ahlakının kendine göre' olduğu bu düzenlemede, haz veren şey 'iyi', haz vermeyen şey 'kötü'dür diye öğreten hedonist ahlak yeşerdi. Hedonist ahlak, tanımı itibariyle özneldir. Öznel ahlakın kabul görmesi, "güçlü"nün kendi kurallarını dayatmasıyla sonuçlanır. Otoriter ahlak sistemi yabancılaşmayı, yabancılaşma otoriter ahlak sistemini güçlendirir, Türkiye insanını dayatılan her değeri kabule zorlayan patolojiyi bu sistemin yerleşmiş olmasında aramak gerekir... Türkiye insanını muhakeme etmekten, davranışlarının sahici sonuçlarını öngörmekten alıkoyan, direnme gücünü elinden alan, sindiren, aciz bırakan, ezen, akıldışı otoritedir. Sonuçta, 'devlet' denilen soyutlamaya zarar vermesin diye en galiz işkenceyi, 'Partiye zarar vermesin diye Süleyman Demirelin 'mason' olduğunu saklar, ciğerinin beş para etmediğini bildiğimiz adamın kılık kıyafetinden etkilenir, fedaileri ile dolaşan mafya liderinin 'dostu'nu devlet sanatçısı ilan eder, dandik listelerle kazanılan seçimleri demokrasinin zaferi diye alkışlar oluruz. Çünkü, akıldışı otorite kendi putlarını yaratmıştır ve bu düzenin değerleri hiyerarşisinde 'kazanmak' birinci yeri işgal eder. İster kerhane maması olarak, ister kokain satarak, ister oy sandığı
Sayfa 624·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir, dedim. Türkiyeli, somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık. Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki, tüketim bir amaç haline geldi! Türk, sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir ilişki vardı; özenle korunan, bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu, yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı.
Sayfa 482·Kitabı okudu
Kadının, Thatcher'ın, çok haklı olduğu bir sözü var, diyor ki, ' Bir şeyin sahibi devlet ise, o şey kimseye ait değildir, demektir. Kimseye ait olmayan bir şey de, kimsenin umrunda değildir!'
Sayfa 288·Kitabı okudu
"Büyük Yalan" dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. Kuralsızlığı baskıdan kurtulmak, özgürleşmek sanır olduk. İş öyle bir hale geliyor ki, hangi örneği versem, 'o da bir şey mi? deyip daha kötü bir örnek verebilirsiniz. Verebilirsiniz ama, örnekler doyum noktasına ulaştığında, kitle duyarlılığı yalama olur. Nitekim, bu oldu. Bu ülkede artık kimsenin yüzü kızarmıyor. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması. Namus, bu kadar ucuzladı!
Sayfa 271·Kitabı okudu
"Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur," diyordu," önemli olan hangisi olursa olsun, teorinin, ideolojinin, hatta dinin özüne sadakat, yani uygulamadaki başarı. Bu bağlamda, efendim, ' tek parti, bazılarının söylediği gibi, demokrasiyi dışlamak şöyle dursun, işçi ve emekçi sınıflarla birlikte, sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. Yeter ki parti, Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın, sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın, bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopması ,' demek iş değil. Kopuyor çünkü. Sezar ya da Lükres Borjia, İsa'ya ne kadar yakınsa, Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor. Ya da, Halife Deli İbrahim, Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki '...' olmasın,' demek zorunda kalıyorsan, o '...' olacak demektir. Murphy kanunudur, bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa, mutlaka aksayacaktır. O '...' ortadan kaldırılmadığı sürece, şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar meselesidir. Ne ki, insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da, '...'ların irdelenmesine bir türlü yanaşmaz nedense."
Sayfa 218·Kitabı okudu